SÖYLEŞİ
– 3
Önceki söyleşimizde,
bilgi ve onun yarattığı düşüncenin önemini ele almıştık.
Düşünce üretebilmek ve bunu rahatça ifade edebilmek için de
özgür bir ortamın gerekliliğini vurgulamıştık.
MÖ. 600 yıllarında bu ortamın varlığı, bilgi ve onun oluşturduğu
düşünce, Antik Çağ dediğimiz dönemin; akılcı felsefesini
oluşturan düşünürlerini ortaya çıkardığını gördük.
Bu düşüncelerin izlerini, Mısır ve Mezoptamya uygarlıklarında
da bulabiliyoruz.
Anadolu’ya, bu uygarlıların köprüsü hatta bilgi potası da
diyebiliriz.
Yunan yarımadasında Sokrates’le başlayan, Platon ve
Aristotales’le devam eden felsefe, temelde usçu Antikçağ
Felsefesinden ayrılıyordu.
Mısır uygarlığı, Roma ve Yunan hakimiyet dönemlerinden
sonra, çökmeye yüz tutmuştur.MS.415 yılında, İskenderiye
kitaplığının yöneticisi Hypatia’nın İskenderiye
piskoposunun adamları tarafından öldürülütor.
Hıristiyanlık güçlenip, baskılar daha da artınca, dağılan
İskenderiye okulu düşünürleri ve sonraki kuşakları, Suriye
ve Antakya bölgelerine yerleştiklerini görüyoruz.
Daha sonraları, merkezi Basra’da olan (750-12589 yılları
arasında hüküm süren Abbasi’lerde, bağımsız düşüncenim
ışıklarını görüyoruz.
Abbasi Halifesi MEMUN döneminde Mutezile düşünce akımı büyük
bir güç kazanmıştır. Bunun sonucu olarak din ve felsefe arasında
bir ilişki başlamıştır.
Yine Halife Memun döneminde, Beyt-ül Hikma adıyla bir
okul kurulmuştur. Daha sonra 1005 yıllarında Fatımi’ler döneminde
Mısır’da Dar-al-Hikma okulunun kurulduğunu görüyoruz.
Mutezile düşüncesi, Vasıl Bın Ata (öl. 748) tarafında
ortaya atılmıştır. Bunlar kaderi reddeder. Onlara Akliyun da
denir.
IX-X yüzyıllarda bilim en çok Fırat ve Dicle arasındaki bölgede
bulunan Basra, Bağdat ve Harran’da kendini göstermiştir.
Yine bu dönemin özgürlük ortamında, Basra’da EL- İHVAN-ÜS-SAFA,
safa kardeşleri anlamında bir düşünce akımının oluştuğunu
görüyoruz. Bu isim, “ Açık kalpli ve samimi kardeşler
anlamındadır.
Yunan felsefesinden etkilenen bu topluluk, İskenderiye ve
Antakya okullarından da izler taşır.
Eserleri, her cildi kendi arasında bilimsel bölümlere ayrılan
ve 52 bölümden, dört ciltte toplanmış risalelerden oluşur.
Risalelerin yazılış tarihi 1043 ve yazılış yerinin Mısır
olduğu savı da vardır.
Risaleler konularına göre 4 bölüme ayrılır.
Matematik ve felsefi bilimlerle ilgili 13
Doğa ve madde bilimleri ile ilgili 17
Psikoloji ve akli bilimlerle ilgili 10
Kanun ve ilahi bilimlerle ilgili 12
İnsan ruhunun mükemmellik düzeyine ilerleme yeteneği olduğuna
inanılır. Onlara göre ruh ölümsüzdür.
Bu topluluğun amacı, insanları bağnazlıkta kurtarmak ve bir
aydınlar ahlakı kurmaktır.
Temel ilke, yaşamdaki zorluklara sabretmek ve evrende var olan
her şeyi sevmek ve hoş görmektir.
Bu geçici dünyada, nefse dinginlik, kalbe özgürlük ve huzur
veren , ahirette de nefsi sonsuz nura yükselten ancak muhabbet
yani sevgidir.
Bu nedenle , hayatın en üstün amacı ruhumuzu sevgiyle
beslemek, akılla geliştirmektir.
Risalelerde ve genel felsefi düşüncelerinde, ahlak ve mantıkta
Aristo’ya, matematikte Pisagor’a, metafizikte de Platon’a
önem vermişlerdir.
Süryaniler ve onlara sığınan bilim insanlarına bir çok İyon
ve Yunan düşünürlerinin kitaplarını Arapça’ya çevirtmişlerdir.
Bu bilimsel düşünceler daha sonraki yıllarda Arapların İspanyadaki
Endülüs devleti kanalıyla Avrupayı aydınlatacaktır.
Bu arada Anadolu’nun da bu düşüncelerden etkilenmesi doğaldır.
Bu yıllarda Anadoluda oluşan Ahi’lik, Bektaşi’lik ve
Mevlevilik düşüncesinin temelindeki felsefe, insan
felsefesidir ve Horasandan gelenlerle Anadoluda bulunanların bir
sentezidir.
Bu felsefe yaşamı, insanın değerini, yeteneklerini ve tanrıyla
dolayısıyla evrenle olan özdeşliğini irdeler.
Bektaşilik ve Mevlevilik bir ahlak ve felsefe okulu, Ahilik
meslek ve meslek ahlakı okuludur.
Her üç düşüncenin temeli sevgiye dayanır. Sevgi tanrının
sıfatlarından biridir. Bir yerde sevgi tanrıdır, tanrı da
sevgidir.
Mevlevilikte ölüm “Şeb-i Arus”tur yani düğün gecesidir.
Bektaşilikte ise “Hakka Yürümektir” dir.
Bizler, okyanustan buharlaşarak ayrılan bir damlanın, yağmur
olup yağdıktan sonra bin bir serüvenle derecikler ve nehirler
yoluyla okyanusa kavuşmaya çalışan bir damla gibiyiz.
Anadolu, humanizmin “İnsan severliğinin” kaynaklarından
biridir. Batı’nın, insanları meydanlarda yaktığı dönemlerde
Anadolu, insana verilmesi gereken değeri ve önemi, öğretileriyle
tüm insanlığa sunuyordu.
Günümüze de örnek olacak 700 yıllık bir Ahi uyarısı şöyle.
Sevgi göster herkese ha! Selamdan
Kaçınma sakın.
İnsanları ayırma ha! Hepsine adil ver hakkın.
Niyetin iyi olsun ha! Her şeyin gerçeğini söyle.
Hayırlı’dan ayrılma ha! İyi anlaş herkes ile.
Etrafına dostluk saç ha! Eser kalır sen gidersin.
İyi belle, unutma ha! Önce hizmet sonra sensin.
Özkan
Aras