Koca ırmak sabahın ışıklarıyla pespembe  parlıyordu. Güzel bir ırmak dedi yol arkadaşı Evet dedi sandalcı,çok güzel bir ırmak onu her şeyden üstün severim. Gözlerinin içini görürüm,çok şeyler öğrendim ondan. Bir ırmak insana çok şeyler öğretebilir.               

                                              

 

                          Suların akışına baktı,yüreği sevgiyle doldu,derinlere kadar ışıldıyan bu yeşil ,esrar dolu kıvımlarındaki o parlak kristal çizgileri gözleriyle okşadı.            

 

                           Öğreneceksin, dedi Vesuveda. Öğrenirsin, ama benden değil. Dinlemesini ırmak öğretti bana, sana da öğretecektir .Irmak yok mu ,o  ırmak, o her şeyi bilir, ondan öğrenilecek çok şey var. Örneğin ,ölmek ta aşağılara ,tabana değin indikten diplerin dibini arayıp derinleri yaşadıktan sonra anlam kazanır,bunu öğrendim.
Zengin ve kibirli Sidarta bir kürek mahkumu olacak,bilge Brahman Sidarta ise bir sandalcı: Sana bunu da ırmak
söyledi .Başka söyleyecekleri de var. ...        

                                              

                             Bir keresinde sordu: "Irmağın" dedi "Irmağın o esrarını, zamanın var olmadığını yansı'tan esrarını farkettin mi hiç?."Vasuveda'nın yüzünde ışıl ışıl bir gülümseme belirdi:            

                                              

                             "Evet" dedi, "şunu söylemek istiyorsun: Irmağın her an her yerde bulunduğunu, kaynadığı kaynakta, döküldüğü yerde , dağlarda , çağladığı girdaplaştığı yerde, denizde her an her yerde olduğunu söylemek istiyorsun. Irmak geleceğin gölgesine sığınmaz, ırmakta yalnız şu an, şimdiki an vardır, bunu demek istiyorsun, değil mi?"

                              Sidartha yere eğildi, bir taş aldı, "Bu taştır, belli bir süre sonra belki toprak olacaktır ve topraktan bitkiler ya da hayvan veya insan olacaktır. Eskiden derdim ki: Bu taş sadece bir taştır, değersiz bir şeydir, Maya’ ların dünyasından bir nesnedir: ama belki o dönüşümlerin çarkında bir insan veya bir akıl-ruh da olabilir, eğer öyleyse bir değeri, anlamı vardır. Ama bugün düşünüyorum ki taş taştır, bu aynı zamanda hayvandır, hatta tanrıdır, giderek Buda' dır, bu taşı, bundan günün birinde şunlar veya bunlar meydana gelecek diye sevip saygı duymuyorum, tam tersine, taşta bunların hepsi eskiden beri vardı,hep vardır diye seviyorum: ve bunun, taş olduğu, taş olayı olarak göründüğü için seviyorum. Bu taştaki damarların ve oyukların her birinde, taşın sarısında, boz renginde, sertliğinde, vurunca çıkardığı seste bir anlam ve değer görüyorum.

                                                              

                               Rasgele gele bir örnek, çevremizde neler görmüyoruz ki, bu taşlar, bu ırmak çok şeyler öğretebilirler bize, onları sevdiğimi söylemek isterdim belki. Ben bir taşı sevebilirim, bir ağacı bir kabuk parçasını sevebilirim. Bunlar ortada olan, olumlu apaçık şeyler, olumlu apaçık şeyler sevilir.

 

                                Sevgi, sorunun temelinde var, Govinda. Evreni derinlemesine sezip kavramak, evreni yorumlamak veya görmemezlikten gelmek ya da hor görmek yetkin bir düşünce ürünü, üstün bir kafa işi olabilir. Beni ilgilendiren tek şey, evreni görmemezliğe gelmemek, hor görmemek için sevmek, evrenden ve kendimden hınç duymamak, onu ve kendimi ve tüm özün ve yaratıkları sevgiyle, hayranlıkla ve saygıyla düşünmek için sevmek, bence önemli olan bu."