Büyük ve üstün insan kendini bulmaya
çalışır.
Küçük insan ise başkalarını aramaya
çalışır.
Konfiçyüs
Üstün insan, konuşmadan önce davranışa
geçer ve sonra davranışlarına göre konuşur.
Konfiçyüs
Hayranım Konfiçyüse.O ilahi esin almayan
tek insandır.
Voltaire
-1-
Çin, yüzölçümü ile Avustralya’dan büyük,Avrupadan Türkiyenin
yüz ölçümü kadar küçük, nüfusu birbuçuk milyarı aşan,
kendine özgü coğrafyası, değişik lehçeleriyle bir ülkeden
çok kıta özelliğini taşımaktadır. Binlerce yıl kesintisiz
bir süreç içinde gelişmiş, kendine özgü bir uygarlığın
beşiği.Toplum yapısı olarak, düşünce, inanç ve din gibi
çeşitli alanlara damgasını vurmuş olan,kökleri binlerce yıla
dayanan ve gelenekleri de bu uygarlığın zengin dokusuna renk
katmış bir ülke...
Çinlilerin bir çok alandaki buluşlarıyla, insanlığın
uygarlaşma gelişmesine büyük katkılarda bulunduğu
bilinmektedir.Tarım alanında sulama ve bentlerin yapımı,
porselen, pusula, barut,havai fişek,kağıt para bunlar içinde
en önemlileridir.
Sosyal alanda devlet yönetim bilgisi,güzel sanatlarda
resim,seramik,edebiyat alanında ve özellikle eşi bulunmaz
lirik şiirlerle örneği az bulunur örnekler görülmektedir.
Çinlilerin yazıya geçiş dönemi MÖ. 3000’li yıllarda yaşamış
imparatorlar döneminde başladığı ileri sürülür. Efsaneleşmiş
bu imparatorların yazıyı buldukları,evliliği yasallaştırdıkları,yemekleri
çubukla yemeği öğrettikleri, müziği geliştirdikleri söylenir.Yine
de bunların uzun bir zaman aşamasında ortaya çıktığını düşünmek
daha gerçekçi bir yaklaşımdır.
Çince yapısı bakımından Batılı dillere hiç benzemez.Tek
heceli, ve ayrışkan dillerdendir.Çoğunlukla tek heceli, bir
değişime uğramayan, bir kurala göre çekilmeyen ön ve son
ek almayan sözcüklerden oluşur.Bu tek heceleri çoğaltmak için,aynı
heceyi değişik vurgularla seslendirme yoluna gidilmiştir.Böylece
heceler yeni anlamlar kazanmıştır.Çincenin kulağa şarkı
gibi gelmesinin nedeni bu vurgu değişimidir.Bazı hecelerin 50
dolayında, birbirinden değişik anlamı olabilir.Söz diziminin
kesin kuralları olduğu için bir sözcüğün ne anlama geldiği
sözün gelişinden, o sözcüğün tüm tümce içindeki
konumundan, belirli yardımcı sözcüklerin eklenmesinden anlaşılabilir.
Çin dili gibi yazısı da bizimkinden farklıdır.Bir tür resim
yazısından türemiş ve resim özelliğini az çok korumuş
olan Çin yazısında , bizim yazımızda olduğu gibi konuşulan
dilin sesleri değil, kavramları gösteren biçimler “düşün
simgeler” ideogramlar kağıda çizilir.Somut varlıklar dağ,ağaç,
güneş, ev gibi şeyler için, simgelediği varlığı çağrıştıran
bir düşün simge çizilidir. Soyut kavramlar ise, mecazi anlamı
olan varlıklarla, örneğin “ruh” kavramı gönül/yürek
ideogramlarının birleşmesiyle gösterilir. Böyle bir yazının
getirdiği kolaylık şudur. Düşün simgelerin anlamını ve
bunlarla ilgili kuralları bilen kimseler, Çin yazısını kendi
dillerinde seslendirerek, konuşulan Çinceyi öğrenmeye gerek
kalmadan öğrenebilirler.Bu nedenle çok değişik lehçelere
sahip olan Çin için büyük bir avantajdır.Ayrıca konuşulan
dil sürekli değiştiği halde, yazı pek değişmediği için
eski metinler bugün bile kolaylıkla okunup anlaşılmaktadır.
Tüm bu kolaylıkların yanında Çin yazısını öğrenmek
oldukça zordur. Binlerce düşün simgeyi ezberlemek yıllar alır.Günlük
gereksinim için 2000-4000 arasında düşün simgenin bellenmesi
iki üç yıl alır.
Bu nedenle Çin dili yapısının çok değişik olması yüzünden
Çinceden yapılan çevirilerde, hele bunlar felsefe konusuna
giriyorsa, çok soyut düşünsimge içerdiği için büyük güçlüklerle
karşılaşılır.Bunun sonucu olarak, bu çeviriler için Çin
dili ve kültürü uzmanlarınca yapılmasına karşın
biribirini tutmamaktadır.
Konfiçyüs ve Lao Tzu’nin yapıtlarının çevirilerinde büyük
anlam farklılıklarının görülmesinin kaynağını bu özellikler
oluşturmaktadır.Bu konuşmaya kaynaklık eden Konfiçyüsün
öğrencileri tarfından yazılan “Lun Yü” (Konuşmalar)
adlı yapıtın iki ayrı çevirisi, ilk bakışta iki ayrı
yapıt gibi görünmektedir.Bunlardan biri Sinoloji Profösörü
Muhadera Nabi Özerdim’in diğeride ünlü ozan Ezra Paund’un
dur.
Bunun yanında Lao Tzu’nin TAO TE ÇİNG ise dünyanın en zor
kavranan yapıtı olunca, durum iyice zorlaşıyor.
![]()
-2-
Çin düşüncesinde, Hind düşüncesinde olduğu gibi “Din ve
Felsefe” birbirinden ayrılmaz.Bunlardaki din anlayışı Sami
kökenli dinlerden çok farklıdır.
Çin inanç ve felsefesini üç bölümde ele almak gerekir.
Birinci bölüm : Kofiçyüsçülük,Taoculuk ve Mohizm.Bu
düşünce akımlarının yanında , yasakçılar ve Yeni
Mohistler ile YinYang öğretisi ele alınır.Bu bölüm MÖ.600-200
yıllarını kapsar.
İkinci bölüm :Ortaçağ Çin inanç ve felsefesinin
Budizmle tanışması ile başlar.Bu bölüm MÖ.200- MS.1000 yılına
kadar sürer.
Üçüncü bölüm : MS.1000 yılından günümüze kadar
olan bölümdür.Bu dönem Yeni Konfiçyüsçülüğün gelişip
oluştuğu dönemdir.
KONFİÇYÜS (Kung Fu Tse)
Konfiçyüs, yüzlerce yıl boyunca benimsenerek kök salan
felsefi düşünceleri kendi özgün görüşleri olarak değil,
binlerce yıllık efsaneleşmiş İmparatorların öğretilerinden
edindiği bilgiler olarak öne sürmüştür.Çok eski
zamanlardan bu yana aktarılarak bu güne kadar gelen Çin yazısını
bir düzene koyarak unutulmaktan kurtarmıştır.
Tartışılmaz ve Yüce Bilgi olarak değerlendirilen beş
kitaptan (Ching) ilk dördü onun elinden düzenlendiği düşünülmektedir.Diğer
beşinci kitapta da onun izlerini taşır.
Bu kitapların en ünlüsü, felsefe içerikli ve en eskilerinden
biri olarn I CHİNG’dir.Değişimler Kitabı olarak adlandırılan
bu kitap günümüzde de ilgi çekmektedir.
I Ching’in MÖ.3000 li yıllarda yaşamış olan bir
imparatordan kaldığı öne sürülmektedir.Bu kitap Konfiçyüs
tarafından yorumlanmış ve tanıtılmıştır.I Ching’in
temel yapısı tek parça çizgi ve iki kesik çizgiden oluşan,iki
ayrı simgenin üçer üçer dizilmesiyle, elde edilen sekiz üçlü
birime dayanır.Her üçlü birim bir doğa gücünü simgelediği
gibi aynı zamanda ilişkilendirilebilecek durumdadır.Bu sekiz
üçlünün birbiriyle ilişkilendirilmesinden yeni yorumlar elde
edilir.Tek çizgi de YİN’i , karanlık, durgunluk ve ağırlık
gibi olguları simgeler.
Bir fal kitabı gibi görülse bile, dikkat ve bilginin
ışığında incelendiğinde, temelde bir felsefe kitabı olduğu
görülebilir.Her yorum bir felsefi içerik taşır.Yorumlar ve
öneriler , sosyal ve psikolojik içerik taşır.Fal olarak
kullanıldığında bile,ifadeler, öneriler ve yorumlar eğitici
bir ethik tema işler.
Örneğin, 4.Hengram MENG/Gençlik bölümünde şöyle bir
ifadeyle karşılaşıyoruz. “Gençliği eğitirken
disiplinli olmak gerekir.Ama disiplin özgürlüğün elden alınması
değildir, zira kelepçe utanç vericidir.” Yine aynı
hengranda “Gençlik cezalandırılırken aşırıya kaçmamalı.Ceza
aynı hatayı yinelemeyi önlemedir sadece.”
İkinci kitap : Şi Ching yada “Şarkılar Kitabı’dır”.Çok
eskilerin şarkılarından 100 şarkı seçilerek bu kitaba alınmıştır.Bunlar
doğa, aşk ve sosyal içerikli olduğu kadar, kurban törenleri
ilahilerinin içerir.
Üçüncü kitap : Şu Ching “Belgeler Kitabı” Konfiçyüsten
iki bin yıl önce Çin tarihinden değişik dönemlerinden kalma
İmparator buyrukları ve bildirilerinden oluşur.Konfiçyüs bunlara
yorumlar eklemiştir.
Dördüncü kitap : İlkbahar ve Sonbahar Yıllıkları adını
taşır.Lu beyliğinin MÖ.722-480 yıllarını içeren kroniği
oluşturur.
Beşinci kitap : Li Çi yada “Töreler Kitabı” , Beş yüce
kitabın sonuncusu ve en kapsamlısıdır.Konfiçyüsün ölümünden
sonra oluşturulmuştur.Çin’de pek önemli olan davranış ve
görgü kuralları,töreler ve gelenekler anlatılmaktadır bu
kitapta. Atalara saygı, sarayda davranış biçimleri gibi töresel
olgular üzerinde durulmaktadır.
![]()
-3-
Bu beş kitaptan sonra, onlar kadar önemli dört klasik daha
gelmektedir.Bunlar Konfiçyüsün önemli sözlerini ve görüşlerini
içerir.Bunlar ölümünden sonra yazılmıştır.
Konfiçyüsün düşünce yada felsefesinin özelliği, insana ve
günlük yaşama dönük olmasıdır.Kesin, tutarlı ve her zaman
geçerli bir metafizik, mantık ve ahlak bilgisi geliştirmek için
özel bir çaba gösterilmemiştir.
Konfiçyüs varoluş ve yaratılış konularında bir öğreti önermediği
gibi buna karşı çıkmıştır.Bir öğrencisi ölülerin
ruhlarına karşı görevlerin ve ölümün ne olduğunu sorunca “Daha
insanlara görevimizi bilmezken, ruhlara karşı görevimizi ne
bilelim. Daha yaşamın ne olduğunu bilmezken, ölümün ne olduğunu
ne bilelim”.yanıtını vermiştir.
Konfiçyüs, kişiliği olan bir tanrı olarak değil de kişilik
ötesi bir güç olarak GÖĞE, gizli güçlere inanılmasını
ve ölçülerin iyi ruhlarına saygı gösterilmesini öğütlerdi.Bunun,
kendisi de bu inançlara bağlı olduğu için mi,yoksa tutucu
bir yaklaşımla eski inançlara ve geleneklere bağlılığından
mı olduğu tartışmalıdır.
Konfiçyüs için en önemli konu insanların refah içinde yaşamalarını
sağlamakdır.Tüm öğretisi bu amaca yönelmektedir.Bu yaklaşım,davranış
ilkelerini erdemli kılmak için öğütler biçiminde sık sık
vurgular.Bu nedenle Konfiçyüs öğretisinin ethik yönü ağırlık
kazanır.Konfiçyüs, insanı çevresinden kopuk olarak değil de
ailesi, toplumu ve devletiyle ilişkili olarak görür, bu aynı
zamanda sosyal ve siyasal bilimle de ilişkilidir.
Konfiyüs insancıl (Humanist) düşüncelerine göre gerçekten
erdemli olmayı başarabilen kişi dünyaya sırt çevirmiş çileci
bir ermiş değil,aydın,bilgili insanları ve dünyayı tanıyan,
her zaman “Altın Orta’da” durmasını bilen bir bilgedir.
Kendi kendini eğiten,ağırbaşlı ve her durumda kendine ve başkalarına
karşı dürüst olan kişi soylu ve gönlü yüce olan seçkin
kişidir.Bu kişi mal mülk ve toplum içinde bir yer edinmeyi boş
bir çaba olarak görmez,ancak bağlı olduğu ve erdem uğruna
bunlardan her an ayrılmaya da hazırdır.İyiliğe iyilikle ve kötülüğe
adaletle karşılık verir,kendi kişiliği geliştikçe başkalarına
iyi örnek olur, içi dışı birdir.
Konfiçyüse göre en yüce erdem : “Kendine yapılmasını
istemediği şeyi başkalarına yapmamaktır.” Ayrıca
bireylere olduğu kadar,toplum içinde doğruluk, ağırbaşlılık,
örnek tutum ve davranış önermiştir.Gelenekleri koruma temel
düşüncesidir.
Onun öğretisindeki özü “Yüce Bilgi’deki (Ta Hsüe)”
şu ünlü sözlerde buluyoruz.
“Eskiler, erdem ışığıyla ortalığın aydınlanması için
önce devlet işlerini yola koyarlardı,devlet işlerini yola
koyabilmek için önce ev işlerini yola koyarlardı,ev işlerini
yola koyabilmek için önce kendi kendilerine çeki düzen
verirlerdi,kendi kendilerine çeki düzen verebilmek için önce
kendi içlerindeki düzeni yola koyarlardı,kendi içlerindeki düzeni
yola koyabilmek için önce düşüncelerini yola koyarlardı,düşüncelerini
yola koyabilmek için ise önce bilgi eksikliklerini giderirlerdi.”
Yine ona göre özellikle ülkeyi yöneten kimselerin bu gibi
ilkelere daha sıkı uymaları,kaba kuvvet ve zorlayıcı
yasalarla değil, örnek ve davranışlarla halkı etkileyerek yönetmeleri,
halkın güvenini kazanmaları gerekir.Çünki halkın yöneticilere
olan güveni devletin temelidir.
İnsanın kafasında ve içinde bir düzenin kurulabilmesi için
her şeyden önce, her şeyin,ne ise açıkça o olması,adının
sanının bilinmesi gerekir.O nedenle barışı, doğruluğu ve
bolluğu hiç bir şey ad ve kavram kargaşası kadar tehdit
edemez.Baba baba,oğul oğul, bey bey, uyruk uyruk olmalıdır.İyi
yönetimin biricik sırrı budur.Birgün devlette kendine önemli
bir görev verilirse önce ne yaparsın diye sorulduğunda “Şu
kesin,önce her şeyin adını bildirirdim” demiştir.Günümüz
koşullarında bu düşünceler saçma görünebilir, fakat
kitleleri etkilemek için gelişigüzel söylenen ve herkesin
kendince anladığı özgürlük,sosyalizm,demokrasi gibi önemli
ancak sağa sola çekilebilen yuvarlak kavramlardan gerçekte ne
anlaşılması gereği açıkça belli olsa, milyonlarca insan seçim
yaparken ne istediğini bilir ve günümüzün kavram kargaşasından
kaynaklanan pek çok önemli sorun ortaya çıkmazdı.
Devlet ve toplumun güçlenmesi ve korunması için en önemli
etken ise eğitimdir.Konfiçyüs herkese açık ve herkesin eşitçe
yararlanacağı bir eğitimin yaygınlaşmasını istemiştir.O,
bu nedenle bir bilgin, bir devlet adamı,bir reformcu olduğu
kadar büyük bir öğretmendir.Öğretmenliği meslek haline
getiren ilk kişidir.Onun bu isteği ölümünden sonra gerçekleşmiş
ve Çin eğitim sistemi onun koyduğu ilkeleri uygulamıştır.
Görgü kurallarına ve törelere çok önem veren Konfiçyüs “Bunlar
en azından kişiliğimizi sağlamlaştıran, sapkınlık ve taşkınlıktan
bizi koruyan bir sed gibidir.” diyerek bizi şöyle
uyarır; “Bu seddin gereksiz olduğunu sanıpta onu yıkanlar
gün gelir taşkınlıkların ve azgınlıkların dalgaları içinde
boğulup giderler.”
Konfiçyüsün İz Bırakan Öğrencileri :
Meng Tse (Meng Zi) MÖ.371-289 Batılıların Mensiyüs dedikleri.Ona
göre insan doğuştan iyidir.İnsanlar içindeki doğal eğilimi
uygun düşmeyen kötülükler yaparlarsa bunun nedenini,yanlış
uygulamalarda, haksızlıklarda, düzen bozukluğunun kişiyi
ittiği bataklıkta ve yöneticilerin yetersizliğinde aramak
gerekir.
O, monarşiyi demokrasiye tercih eder.Çünkü ona göre bir
demokraside herkesin iyi eğitilmiş olması gerekir.Oysa monarşide
bir hükümrarın doğru yola sokulmasıyla az çok işe yarıyan
bir toplum düzeni rahatlıkla kurulabilir.
Hsün Tse (MÖ:395-288) Ona göre “İnsan Doğuştan
Kötüdür.İyiliği yapmacıktır.Çünkü insan doğardoğmaz
isteklerle doludur, çıkarlarını düşünür.Bunların ardında
koşunca da kavga gürültü başlar,hoşgörü ve iyilik biter.”
Yin-Yang Öğretisi :
Değişimler Kitabı I Ching yaratılmış herşeyin bir etkin
erkek YANG, biri edilgen ve dişi YİN olmak üzere biri birini
tamamlayan iki karşıt ilkeye dayandığı ortaya çıkıyor.Çin
Ortaçağında, belki I Ching ‘e çok önem verildiği için,ancak
daha çok, Çinlilerin karşıtları uzlaştırma, bağdaştırma
ve yumuşatma eğilimine çok uygun düştüğü için “Yin-Yang”
öğretisi neredeyse tüm Çin felsefesinin çekirdeği olmuştur.Aynı
zamanda egemen Konfiçyüs ve Tao’cu akımlarca benimsenen bu
öğreti, pek çok düşüncenin odağı ve yaratılışı açıklama
girişiminin dayanağı olmuştur.Yin ve Yang öğretisi,birbirini
hep itmiş, dışlamış olan akımları birbirine yaklaştıran
ve barıştıran ortak bir öğreti durumuna gelmiştir.
Cung Yung Kitabı :
Ölçü ve denge ya da “Altın Orta” öğretisi,
Konfiçyüsün vazgeçilmez kuralıdır.Torununun yazdığı Cung
Yung yalnızca erdemli ve bilgece bir davranış için yöneltici
değil aynı zamanda kapsamlı bir varoluş ilkesi olduğu anlaşılır.Uyum
(denge) burada tüm evreni kapsayan bir yasa olarak belirir.
“Özümüz uyum içinde olur ve uyum her yanı kaplarsa o zaman
evren içindeki her şey uyum içinde olur ve her şey büyür ve
olgunlaşır.”
“Kendi kendine doğru olmak,bu göğün yasasıdır; kendi
kendine doğru olmaya çalışmak, bu ise insanın yasasıdır.”
“Yüce kişi her şeyi kendisinden bekler,sıradan kişi her şeyi
başkalarından bekler.”
Diğer Akımlar :(Taoizm,Mohizm ve yasakcılar) :
Taoizm ilerde başlı başına ele alınacağından diğer iki akımı
kısaca gözden geçirmek konuya ışık tutacaktır.
Mohizm adını ve ana düşüncelerini MÖ.500-396 yıllarında
yaşamış Mo Tse’den almıştır.Bu düşünceye göre
zenginliği yok eden,aileleri parçalayan , insanların yok olmasına
en olumsuz etken savaştır.Bu nedenle Moistler savaşa karşıdır.Ona
göre “Her görüşün yaşam deneylerine ve gözleme
dayandırılması gerekir.”
Mohizm “Herkes keşke başka ülkelere kendi ülkesiymiş
gibi baksa , başka ailelere kendi ailesiymiş gibi baksa , başka
insanlara kendisiymiş gibi baksa.” demekle evrensel
humanizmanın yolunu göstermişlerdir.
![]()
-5-
Yasakçılar :
Halka iyi örnek olmanın ve bundan sonrasının törelere ve
geleneklere bırakmanın yeterli olmadığını ileri sürerek,
iyi hazırlanmış buyurucu ve düzenleyici yasalar ve yasaklar
koymayı öne sürerler.Görüşleri Konfiçyüs düşüncelerine
benzer.MÖ.213 yılında “Büyük Kitap Yangını” çıkaranlar
ve körükleyenler bunlar oldukları biliniyor.O dönemde bir hükümdarın
buyruğu ile resmi kitaplıklardan Konfiçyüsle ilgili tüm
kitaplar çıkarılarak yakılmıştır.Bunları evlerin de
saklayanlarda ağır cezalara çarptırılmışlardır.Birkaç yürekli
öğrencisi ve bilgin ellerindeki kitapları saklamasaydı,bir
hanedan sonra eskisinden daha parlak ve görkemli olarak yeniden
ve etkisi daha yüzyıllar sürecek Konfiçyüsçülük
olmayacaktı.
Konfiçyüsçülerin geleneklere ve ülkenin sınıf yapısına
dayalı,merkeziyetçi bir ahlak sistemi kurma isteyişlerine en
fazla Moistlerin karşı çıktığını biliyoruz.Konfiçyüsün
İmparatorlardan ve soylulardan yana ahlak anlayışına karşı
çıkarken, eşitlikçi-halkçı bir sistemi ve yararcı bir
felsefe kurmuşlardır.Moistler “Birbirimizi sevmeyi
emredelim” diyorlardı.Sevginin emirle olmayacağını
ileri sürenlere de “Prensin yada kralın emriyle savaşa,
yani ölüme gidenleri hatırlatarak,sevmek,ölmekten daha zor değil
ya...”diye yanıt veriyorlardı.
Konfiçyüsün konuşmalarını içeren Lun-Yü adlı yapıtta ,
şunları okuyoruz.
-Bir insan dış güzellikten fazla iyi ahlaka değer
verirse,ailesine hizmette en büyük gayreti gösterirse,
efendisine (Prens’e)bütün hayatınca bağlı kalabilirse,
arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde samimi ise,o insan hiç bir
şey bilmiyor deseler bile ben onun bilgili olduğunu iddia
ederim.
-Sarayda aşağı rütbeli memurla serbest, ciddi bir tavırla
konuşur.Yüksek rütbeli memurlarla konuşurken yumuşak fakat
kesin konuşur.
-Prensin ayrıldığı yerden geçerken yüzü değişir ve
ayakları titrer ve kelimeler ağzından adeta zor çıkar.
-En sevdiği öğrencisi Yen Yüan öldüğü zaman, Yen Lu
,ustanın arabasını satmasını ve parasıyla tabutunu almasını
rica etti.
-Usta dedi ki, yetenekli olsun olmasın , herkes oğlu hakkında
söz söyler.Li öldüğü zaman tabutu vardı,örtüsü yoktu.Ona
bir örtü alamadım.Çünkü büyük memurların arkasında
giderken yaya olarak gezemezdim.
-Ne yazık, beni anlayan hiç kimse yok. Ben GÖĞE karşı söylemiyorum,
insanları da kınamıyorum,çalışmalarım az,anlayışım ise
çok yüksek.Fakat GÖK beni anlıyor.
Karşıtları onu mevki hırsı olan,siyasi entrikacı, beyleri
biri birine düşüren biri olarak tanımlarlar.Lun Yü den alınan
bilgilerle onlara hak vermemek elde değil.
Onunda belirttiği gibi hayatta iken fazla başarı kazanamamış
ve takdir edilmemiştir.Fakat yönetenden yana olan düşünceleri
ilerde prens ve İmparatorlar tarafından desteklenip, yayılmıştır.Dev
bir ülkeyi yönetmek içinde Konfiçyüsün düşüncelerinden
dahi iyisi olamazdı,her ne kadar kökleri çok eskilere gitse de...
![]()
-6-
TAOİZM
Yerle Gök olmadan da belirsiz bir şey vardı
Ne kadar sakin.Ne kadar boştu o şey
Bir başına vardı o,değişmeden, etkinliğini yitirmeden
Her yeri kaplıyordu.
O evrendeki
her şeyin anası sayılabilir
Onun adını
bilmiyorum
Ona TAO
demekle yetiniyorum
Tao Te Ching
Başkalarını
yenen kişi güçlüdür.
Bilenler konuşmuyor
Kendini yenen
kişi kahramandır.
Konuşanlar bilmiyor
Lao Tse
Ya da
Bilenler susuyor
Söz bilmeyenlere düşüyor
Tao Te Ching
Çılgınlar
tanrısal vahiy ararlar
Göğün-Yer’in
işaretlerinde.
Ben bilgelik
ararım
Zaman ve dünyanın
işaretlerinde.
Kimileri
ahmakça kaygılara kutsal der,
Ben ahmakça
kaygıları
bırakmaya kutsal derim.
Kimileri
mucizeleri kutsal sayar
Ben mucize
olmayanı kutsal sayarım
Yin Fu Jin
(Sırlar Kitabı)
Sen ki bin bir türe adalet dağıtırsın,
adil değilsin.
Yetmiş iki millete rahmet yağdırırsın,
rahman değilsin.
En eskilerden eskisin,
kadim değilsin.
Göğü geren,yeri seren,
varlıklara biçim veren ki sensin,
halik değilsin.
Chung Tzu
İnsan,
zihnini zihin bilir,
Ben mi gördüm kelebek
Ama bilmez, zihni zihin yapanı.
Olduğumu düşümde
Yin Fu Jing Yoksa ben olduğumu
düşleyen kelebek mi.
![]()
-7-
Lao Tse
MÖ.600 yıllarında doğduğu sanılıyor.Lao Tse adı sonradan
takılmış ve “Koca Usta” anlamındadır.Öz adı PO Yang
‘dır.Öz geçmişi hakkında fazla bilgimiz yok.Sonradan bir
din haline gelen Taoculuk onun hakkında biri birini tutmayan söylentiler
üretmiştir.
Konfiçyüsten daha yaşlı fakat çağdaşıdır.Yaşadıkları
yerler birbirine yakındır. Konfiçyüsün onu Cov beyliğinde
ziyaret ederek, töreler ve erdem konusunda görüşlerini almak
istediği ileri sürülür.
Lao Tse, şöyle yanıt verir. “İyi bir tüccar zenginliğini
derinlerde gizler ve sanki elinde bir şey yokmuş gibi gözlerden
saklar ; erdemli ve olgunlaşmış kişinin de dış görünüşü
parlak olmaz.Dostum, şu gösterişli,yapmacık davranışlarından,
şu sonu gelmez isteklerinden,havada kalan tasarılarından,
vazgeç.Bütün bunlar senin kendi özüne hiç bir yararı olmaz.Sana
söyleceğim işte bu kadar.”
Bu düşüncelerin ışığında Lao Tse’nin temel prensibi
olan,Tao ve erdeme uyarak, öğretisinin özü olan “gizli
kalmak ve adsız olmayı” yeğlediğini görüyoruz.Doğduğu
yerde uzun süre kalan Lao Tse, oradaki sosyal düzende gidişin
iyiye giden bir gidiş olmadığını görünce oradan uzaklaşmayı
gerekli gördü.
Bulunduğu ‘’Beyliğin ‘’ sınır karakoluna geldiğinde,sınır
görevlisi Yin Hin ona şöyle dedi. “Efendim başınızı
dinlemek için uzaklara gitmek üzere olduğunuzu görüyorum.Kendim
için sizden şunu diliyorum.Gitmeden önce düşüncelerinizi
yazınız.” Lao Tse bunun üzerine iki bölüm olarak
seksen bir mesel ve beşbin kadar sözcükten oluşan,Tao ve
erdem üzerine olan bir kitap yazdı.Sonra da geçip gitti.Nereye
gittiğini kimse bilmiyor.Bu öyküyü Bertolt Brecht şu
dizelerle anlatır.
Ve bir sabah çocuk
Seksenbir mesel verdi gümrükçünün eline
Ve birazda azık alıp teşekkürle.
Kayboldular o kara kayanın ardında
Deyin şimdi : Bundan nazik olabilir mi insan ?
Ama yalnız bilgeye yönelmesin övgüler,
Adı şu kitabın kapağını süsleyen.
Çünkü hikmeti bilgeden almak da marifet.
Demek gümrükçüye teşekkür borçluyuz ki
Dile gelmiş bilgeliği bilgenin.
Böylece düşünce tarihine Tao Te Ching ‘le yapılan katkıyı
Lao Tse’ye olduğu kadar gümrükçü Yin Hin’e borçluyuz.
İki ana bölümden ve seksen bir meselden oluşan bu yapıt,Lao
Tse’nin evren ve toplum düzeni ile erdem üzerine olan özgün
görüşlerini içerir.
Lao Tse’nin felsefesinin temel kavramı olan ve ‘’Yol’’
anlamına gelen ‘’TAO’’ ayrıca,evrenin yolu,düzeni,özü,yasası
gibi anlamları çağrıştırarak anlatılamayanı, açıklanamayanı
göstermeye yarayan bir kavramdır.
Çin’in eski resmi dininde de Yol ya da ‘’Göğün Yasası’’
anlamına ve Konfiçyüs ile öğrencileri tarafından ise daha
değişik bir anlam verilerek kullanılan Tao sözcüğü, Lao
Tse’nin vermiş olduğu derin anlamı ve önemi başka
yerde bulamıyoruz.Hem Lao Tse’nin öğretisi hem de öğretiden
çıkarılan felsefe ve bu öğretiden yola çıkarak Çin’de
gelişen din,adını Tao dan aldığı için Taoizm diye
adlandırılır.
Tao gerçekte evrenin adsız kaynağıdır.O yasaların yasası,
ölçülerin ölçüsüdür.
Lao Tse’ye göre “Kişi içinde bulunduğu yerin yasasına
uyar.Gök Tao’nun yasasına uyar.Tao ise kendi yasasına uyar.Hiç
bir koşula bağlı olmadan kendi kendine yettiği için Tao
mutlak diye nitelendirilebilir.”
![]()
-8-
Tao kavranamayan, adlandırılamıyandır.Lao Tse “Sonsuz
Tao’nun adı yok, Tao gizlidir,adsızdır.Adını
bilmiyorum,ama ona Tao diyorum” derken bu gerçeği
vurguluyor.
Tao kavranamayacağına göre bizim edinilebileceğimiz en yüce
bilgi yine kendi bilgilerimizdir.O nedenle “Bilinemeyenin
bilgisi en yüce bilgidir.”
Tao’yu tanımıyorsak da onun doğada, türlü türlü
durumlarda etkisini tanıyarak, duyarak ve ona alçak gönüllülükle
uyarak, onu yaşamımızın ölçüsü,yasası yaparak özümseyebiliriz.
Lao Tase, dünyaya sırt çevirmeyi ve çileci olmayı değil,orta
yolu seçmeyi önerir.Olgun kişi dünyada yaşarken, bu dünyaya
bağlanmadan yaşamalıdır.Bu düşünce Hind felsefesinde ki
“Karma Yoga” öğretisine benzemektedir.
Tao düşüncesine göre “Kavga etmeyen kimseyle dünyada
kimse kavga edemez.Düşmanca davranışa erdemle karşılık
verilmeli.İyi olan kimse ye karşı iyi olurum,iyi olmayan
kimseye karşı da iyi olurum; böylece o da iyiliğe yönelir.Doğru
kimseye karşı doğru olurum, doğru olmayan kimseye de doğru
olurum; böylece o da doğruluğa yönelir.”
Lao Tse burada , iyiliğe karşı iyilikle , ancak kötülüğe
karşı adaletle karşılık vermek gerektiğini söyleyen Konfiçyüsten
bir adım daha ileridir.
Tao Te Ching’deki erdem anlayışının anahtar sözcüğü doğallıktır.Doğal
bir yaşamda yapmacık davranışların , kendini beğenmişliğin,
kurnazlıkların, düşler, istekler ve kazanç ardında delice
koşmanın, çabalamanın yeri yoktur.
Bu düşünceler şu şekilde vurgulanır : “Aydınlanmış
kişi hiç bir şeyi umursamaz ve bir çocuk saflığında olur.Çözülmüş
, yumuşamıştır ve işte bunun için de her güçlüğü yener.Bunun
en güzel örneği de SU dur.Yer yüzünde hiç bir şey su kadar
dirençsiz ve yumuşak değildir ve hiç bir şey sağlam ve katı
olanı ondan daha iyi çözemez.”
Açıklamaya çalışıldığı kadar, Konfiçyüsçülük gerek
töreler gerek hukuk bakımından geleneklere bağlıdır.Taoculuk
ise tam tersine zihni,geleneksel düşünce ve davranış
modellerinin bağımlığından kurtarmaya çalışır.Geleneklerin
, kalıpların, modellerin sınırlamalarını aşan bilgiyi araştırır.Onun
için çocuklarda , o içten geldiği gibi, o doğal olarak , o
herşeye kendiliğinden zorlamasız yaklaşım yeteneği var ya;
Konfiçyüsçülük o içtenliği, doğallığı geleneklerin katı
kalıplarına koyarak yok etmeye çalışır.Taoculuk ise bu doğallığı
, içtenliği,içinden geldiği gibi,zihnin olumsuz engelleri
olmadan davranma gücünü yeniden kazandırmaya çalışır.Bununla
birlikte Taoculuk hiç bir anlamda kurulu düzene,geleneğe karşı
bir başkaldırı değildir.Yalnızca bağımsızlaşma ve iç özgürlüğü
kazanma yoludur.
Tao’istlere göre, insanın mutluluğu, ancak insanlar doğal düzene
uydukları zaman ortaya çıkar.Bunun için de insanlar içlerinden
geldiğince hareket etmeli ve sezgisel bilgileri değişmez görmelidir.
Taoizmde akılcı bilgi yerine,sezgisel bilgiye önem
verilmesinin temel nedeni, akılcı düşüncenin sınırlılığı
ve göreceliğidir.Bu güvensizlik , insan aklının hiç bir
zaman Tao’yu tam anlamıyla kavranamayacağı biçimdeki katı
gibi görünen bir görüşe dayanmaktadır.Lao Tse’nin ardılı
Chuan Tzu’nun kitabı ‘’Meseller ve Diologlar ‘’
da, akıl yürütmeyi ve fikir tartışmasını hor gören bölümlerle
doludur.
Ona göre, “Yalnızca iyi havlamakla, iyi bir köpek
olunmaz.Aynı zamanda bir insan,güzel ve yetkin bir biçimde
konuşmakla iyi bir bilge olamaz.”
Daha önce konusu geçen, Konfiçyüsün yakından inceleyip,
kitap haline gelmesini sağladığı ve Lao Tse’nin önemli
aforizmalarını aldığı I Ching, yani değişimler Kitabı’nın
diğer önemli bir yönü de , tüm nesnelerin ve durumların sürekli
değişimleri, başka biçimlere aktarılmaları ve bu dönüşümlerini
ileri sürmesidir.Taoistler bu bilgilerin ışığında doğanın
içindeki değişimi farklılaşmayı bir bütün olarak
kavrayabilmişlerdir.
![]()
-9-
İlerde düşünceleri ele alınacak, Lao Tse’nin en büyük ardılı
Chung Tzu, bu değişimi şöyle açıklar. “Bütün
nesnelerin değişimi ve gelişimi , her bir tomurcuğu ve
tamamlanmamış olan her şeye , uygun biçimi vermektedir.Burada
onların zamanla olgunlaşmaları ve yok olmalarını görebilir,
yani değişimin ve farklılaşmanın sürekli akışını
kavrayabiliriz.”
Açıklamaya çalıştığımız tüm Taoist düşüncelere
analık eden Tao Te Ching’in “Yol ve Erdem Kitabı”,
bize kendimizi kandırmadan , yan tutmadan , gerçekçi bir gözlemcilikle
dünyaya bakmayı öğretir.
Tao’dan söz etmek yerine susmak , Tao’yu kavramaya atılmış
en ileri adımdır.Fakat yine de söz gerek, yansız, yalın ve
doğal diye akıl yürütürken Chuang Tzu’nin şu sözleri aklı
alt üst ediyor.“Sözlerin ötesinde birlik vardır.Ama sözler
varmaz bu birliğe ve sağlasa da asıl birlik değildir o.Söylemeye
söz gerekmez.Kimi yaşam boyunca konuşur, bakarsın bir şey söylememiş
: Kimi de bir yaşam boyunca susar, ama görürsün ki hep bir şeyler
söylemiş.”
Tao bir şeyin adı değildir.Onun öyleciliği yoktur.Sözcüklerin
sınırlılığına ve bu sınırlardan ötesine işaret eden bir
simgedir.
Tao “Hiçliktir”.Her şeyin,tüm varlıkların, tüm güçlerin,
tüm olanakların kaynağıdır.(Hiçlik)Hiçlikten kaos doğar :Kaos,
içinde karşıtlık, farklılık bulunmayan “Birlik”
tir.Bu içi boş bir çemberle “Wu Ji”ile simgelenir.
Lao Tse’nin yapıtı, usçu çözümlere kapalı olduğunu gözlerden
ustalarca gizleyip, sırrını inatla koruyan bir hazine.Bununla,
hem dilin yetersizliğini, sözcüklerle ifade edilebilir düşüncenin
sınırlarını gösteriyor bize o, ama hem de sınırların ötesinde
bir gerçeğe işaret ediyor.Sözle ifade edilemezse de erişilmez
olmayan, benliğimizin özünde tanıdığımız bir gerçeğe.
Tanrıyı yer yüzünden gök yüzüne çıkaran Göksel Dinlerde
gönlümüze göre bir Tanrı var.Affedici ve kahredici, iyileri
ödüllendirip, kötüleri cezalandıran insan gönüllü bir Tanrı.Oysa
Tao Te Ching’in Tao’su insan gönüllü değil.Karıncayla
imparator arasında fark gözetmez.Rahmetini iyiden de kötüden
de esirgemez.İyinin de bahçesine yağmur yağdırır, kötünün
de.
Bu nedenle Tao’cular, Tao’nun var olduğu yolunda hiç bir
iddiada bulunmadıkları için, bu onları, Tao’nun varlığını
kanıtlamak için çaba sarfederken girecekleri büyük sıkıntıdan
kurtarır. “Bu tam anlamıyla Çin’e özgü bir şeydir.”
diyen matematik mantıkçısı Raymond M. Smullyan şöyle devam
ediyor.
“Aynı şeyi Batı dinlerinin düşünce tarihiyle
karşılaştırın.Aman Tanrım.Tanrının var olup olmadığı
sorusu için yapılan onca tartışma, savaş, dökülen kanlar
ve işkenceler.Bu soru sanki yaşam ve ölüm meselesinden bile
daha önemli bir şeymiş gibi algılanmıştır.Hristiyan,
ruhunu kurtarmak için bir putperest yada ateistt’i, Tanrının
var olduğuna inandırmaya çalışır.Bu nedenle de birbiriyle
savaşır dururlar.Bu arada Taocu bilge bir nehir kıyısında,
yanında belki bir şiir kitabı, bir bardak şarap ve biraz boya
malzemesiyle sessizce oturup, Tao’nun varolup varolmadığı
konusunda hiç kafasını yormadan O’nun özünü meydana
getiren şeylerin tadını çıkarır.Bilge Tao’yu ispatlamaya
gerek duymaz zaten, onun tadını çıkarmakla yeterince meşguldür.”
Taoist’lere göre, Tao asla hükmetmez,her şeyi sever ve
besler, ama onları yönetmez.Bu nedenle Tao son derece yardımcıdır,zorlayıcı
değildir. Taocular Tao’ya itaatten bahsetmezler,yalnızca Tao
ile “Uyum içinde” olmaktan bahsederler.
![]()
-10-
Yüce Tao
Sağa ve sola, her yere akar.
Her şey varolmak için ona bağlıdır
Ve Tao onları terk etmez.
Yaptıklarının karşılığında hiç bir şey istemez
Her şeyi sever ve besler
Ama onları yönetmez.
Sonuç olarak :
Üstün insan Tao’yu duyduğunda
O’nu uygular (izler)
Sıradan bir insan, Tao’yu duyduğunda
O’nu önemsemez
Aptal bir insan Tao’yu duyduğunda
O’na güler
Zaten gülmeseydi
Tao da Tao olmazdı
Lao Tse’nin en önemli ardılı olan Chuang Tzu MÖ. 350-280 yıllarında
yaşamış ve Tao Te Ching’in öğretisine meseller ve
diyaloglarla açıklık getirmiştir.Chuang Tzu’nin yapıtlarının
ilk derlemesi, ölümünden yedi yüz yıl sonra yapılmıştır.Bu
yapıt “Çiçekli Güneyin Kutsal Kitabı”
olarak adlandırılır.
Onun düşüncelerinin güçlülüğü ve yalınlığını şu sözlerde
buluyoruz. “Şöyle ki, ister çatı kalası olsun, ister
temel direği, ister cüzzamlı olsun,ister dünya güzeli Xishi
(Şi-Şi).Yücelik ve alçaklık, uyum ve husursuzluk, hepside
Tao da birleşir.Farklılaşma kalıcılık getirir, kalıcılık
ise geçicilik.Bu kalıcılığın ve geçiciliğin ötesindeyse
varlıklar ‘’BİRLİK’’içindedir.Ama bu birliği ancak
bakmasını bilen gözler görür.Kişisel görüşlerinin peşinden
edinimliğe sürüklenmeyen, genel görünümleri yakalayabilir..Genel
görünümler, şeylerin işlevine dayanır.Bu işlev , çok yanlı
kavrayışın yolunu gösterir.Çok yanlı kavrayış da Te’nin
(Erdem’in ) yolunu açar.Te’ye varan, hedefe varır.Burada
artık koşullanmalar ve öylecilik biter.İşte bu TAO’dur.”
“Bilginin doğruluğunu gösterebilmek, onun dışında olan
bir şeye bağlıdır.Bu bağlı olduğu şeyin ne olduğu ise açık
seçik belirgin değildir.Şöyle ki , nereden bilebilirim ben,
şu doğa dediğimin aslında insan olmadığını, yada insan
dediğimin aslında doğa olmadığını.”
Lao Tzu’nin felsefesi baştan beri halk arasında da etkili
olmuştur.Tao Te Ching, kendi döneminin modernizmine karşı
çıkması ve insanı doğallığına dönmeye çağırması
nedeniyle, halkın doğal inançlarına, yaygın Şamanist
geleneklere de uygun düşüyordu.Taoist felsefesinin popüler
biçimi ile Şamanizm’in birleşmesinden bu gün Taoculuk diye
bilinen halk dini oluştu.Fakat bu din Lao Tze ve Chuang Tze’nin
Taocu felsefesinden ayrıdır.Taocu keşişlerin büyücülük,
falcılık, altın ve hayat iksiri yapmak için simyacılığa yönelmesi
temel öğreti ile başdağmaz.Felsefi taoculuk, Hindistan’dan
gelen Budizm ile birleşerek Zen-Budizm’i oluşturmakla günümüze
kadar yine de varlığını sürdürmüştür.
H.J. Störing, Çin felsefesi ve inançlarını şöyle özetler:
1-Çin felsefesinin özellikleri arasında en başta “Uyum”
düşüncesini saymak gerekir.Özellikle Konfiçyüsçülükte,
ama yalnız onda değil, hemen hemen bütün akımlar da hep,
uyum içindeki bir denge durumunu anlatmaya yarayan “Ölçü”,
“Denge”, “Altın Orta” gibi kavramlarla karşılaşırız.
2-Ayrıca, ve en çok Lao Tse’de “İnsan ve doğanın
uyum içinde olması” düşüncesi de işlenir.
![]()
-11-
3-Uyumlu ve yumuşak olma eğilimindeki Çinlilerin her türlü
aşırılıktan ve tek yanı oluştan kaçındıkları söylenebilir.
“Ya şu ya bu’nun” yerine “Hem o,hem Bu”
almıştır.Karşı uçlara yönelme bir dengeleme çabası
olarak görülmüş ve her şeye yukarıdan bakılarak tüm karşıtların
bir bütünlük ve denge içinde bir arada durduğu anlatılmış
ve gösterilmiştir.
4-Buradan da
birbirini karşılıklı etkileyerek dengeyi kuran iki ilkenin
varlığı düşüncesine ulaşılır.Etkin YANG ile edilgen YİN’e
biçimleyen “Li” ile biçimlenen “Çi” ye
neredeyse tüm akımlarda yer verilmiştir.
5-Karşıtlıkları
yok etmeden uzlaştırma ve barışa ulaşma eğilimi Çinlileri
öyle hoşgörülü kılmıştır ki Batılılar bunun enginliğini
anlamakta güçlük çekmektedirler.
Bir Çin atasözü şöyle der. “Üç din bir aile” Bu
söz, üç dinin (ya da-din ve felsefe ayırımı Hindistan’da
olduğu gibi burada da kesin olmadığına göre - üç
felsefesinin ) Yani Konfiçyüsçülük, Taoculuk ve Budacı’lığın
bir arada, barış ve uyum içinde yaşadıklarını belirtmektir.Bunların
aralarında görüş ayrılıkları olmuştur.Ancak birkaç olay
dışında zorla, baskıyla görüşlere ve inançlara dayatma
girişimleri görülmemiştir.Bu inançların rahip yada ustaları
dışında Çin halkı işine geldiği gibi ve duruma göre, bir
ona bir buna başvurmuş ve özellikle üzücü durumlarda Budacılığı
seçmiştir.
6-Çinli’lerdeki bu hoşgörü ve anlayış ancak yaşamın
amacını bu dünyada gören ve arayan esnek bir tutumun ürünü
olabilir.Çin düşüncesi dünyaya dönüktür.
7-Bu özellikleri nedeniyle Çin düşüncesinin insancıl
(Humanist) olduğuda görülmektedir.Hiç bir Çinli düşünce
sistemi yokturki insana ağırlık vermemiş olsun.Konfiçyüsçülük
ve Taoculukta da ağılık verilen konu insan yaşamıştır.Konfiçyüsçülükte
insanın kendi kendini geliştirerek, eğiterek olgunlaşması
esastır,Taoculukta ise anlamlı bir yaşam için doğaya, doğa
yasalarına uymaya önem verir.
8-Azla yetinme,ölçülü olma,iç barış ve iç rahatlığı
Çinlilere göre insan mutluluğunun vazgeçilmez öğeleridir.
9-İnsan doğasının niteliği bakımından Meng Tse’nin
(Mensiyüs) ün şu sözünü onaylayacak düşünürler çoğunluktadır.
“İnsanlar doğuştan iyidir.”
10-Bilmek uğruna bilmek, salt bilgiye ulaşma çabası
pek önem kazanmamıştır.Çin felsefesi daha çok kişiyi doğru
davranış ve tutuma yönlendirmeyi amaçlar.Bu bakımdan daha çok
ahlak konusu (Ethik) önem kazanmıştır.
11-Çin düşünürleri insanı yalnız doğal çevresiyle
birlikte değil ailesi,toplumu ve devletiyle bir bütün olarak gördüklerinden
Çin felsefesi aynı zamanda siyaset felsefesini (Politik) ve
toplum felsefesini ilgilendirir.
12-Çin kültürü gibi Çin düşüncesi de kapalı bir
ortamda gelişmiş ve kendi kendine yetmiştir.Budacılık dışardan
gelipte barınan ve bu güne kadar varlığın sürdüren tek düşünce
sistemidir.Budizm , olduğu gibi değil Çin düşünce yapısına
uydurulduktan sonra yayılmış ve kökleşmiştir.(Zen-Budizm)
Çin felsefe ve kültürünün önemini Batılılar oldukça geç
anlamaya başlamışlardır. İlk ilişki 13.Yüzyılda Marko
Polo, sonra Leibniz bunu farkedenlerden. Leibniz Çinliler için
şunları söylüyor. “İşte içinde bulunduğumuz durum.Ahlakın
çöküşü artık o ölçülere vardı ki bize bir an önce Çinli
Misyonerlerin gönderilmesini gerekli buluyorum.Ve şu kanıdayım
: Halkların hangisinin üstün olduğunu belirtmek üzere
bilge bir kişi hakem seçilse,Altın Elma Çinlilere verilirdi.”
Diderot “Bu halk yaş, ahlak, sanat , bilgelik ve
siyaset bilgisi bakımından öteki halkların hepsinden üstündür.”
![]()
-12-
Voltaire “İnsanın Çin’in gerçekten de dünyada bugüne
dek görülmüş en üstün düzeni kurmuş olduğunu anlaması
için Çin hayranı olması gerekmez.”
Graf Herrman Keyserling “Bugüne kadar , doğallıktan
uzaklaşmayan en etkin insanı,Çin doğurmuştur.Çağdaş Batı
, bir -yapma etme- kültürü yaratmışsa , Çin de bugüne
kadar bilinen en yüksek -Olma- kültürünü yaratmıştır.”
SONUÇ :
Çin düşünce ve inanç dünyası MÖ.3000 yıllara kadar
uzanan ve başlangıçta söylencelerle aktarılan, yazıyla
birlikte metinlere geçen, Şamanist kökenlidir.Bir çok Tanrı,Atalara
Tapma ve töre bu inancın temelini oluşturur.Türklere de
yabancı olmayan bu inanç günümüzde Japonya’da ŞİNTO adıyla
yaşamaktadır.
Çin’deki, töre ve atalara saygı (Tapma), kıta büyüklüğünde
olan dev ülkede birliği ve düzeni sağlamanın temelini oluşturur.Konfiçyüs
bu töreyi zamanına uyarlayıp geliştirmekle, yönetim başında
olanlara bulunmaz kolaylıklar sağlamıştır.Fakat görüldüğü
gibi inanç, doktrin yada din denilen bu katı kalıplar,
zaman içinde halkı iç doğallığından ve doğadan uzaklaştırmıştır.
Bunun sonucu olarak bu düşünceye karşı bir çok akım gelişmiştir.
Bunların en önemlisi bilindiği Taoizm olmuştur.Kalıplara
konulan insan düşünce ve davranışları, doğallığa ve doğaya
yönlendirilmeye , kazandırılmaya çalışılmıştır.
Taoizm bize yani Anadolu insanına pek yabancı değildir.Tasavvuf
felsefesinin temelinde Budizm ve Taoizm’i görebiliriz.Dikkat
edildiğinde Taocu bilgelerin dizeleri ile Anadolu Erenlerinin
dizelerindeki temanın temeli, doğallık, özgürlük, ve insanın
değeridir.Tao Te Ching’den de eski Yin Fu Jin (Sırlar Kitabı)
de şu dizelerle karşılaşıyoruz.
Göğün en derin özü insan
Göğün dönen çarkı insan yüreği
Göğün anlamını belirleyen
insanın yeri
Yunus da bu düşünceyi şöyle dile getiriyor.
Bu tılsımı bağlayan
Türlü dilde söyleyen
Yere göğe sığmayan
Sığmış bu can içinde
Çok aradım özledim
Yeri gökü aradım
Çok aradım bulamadım
Buldum insan içinde.
Alışılagelmiş düşünce kalıplarının dışına çıkmak
ve yeni ufuklarla tanışmak insan olmanın gereği olduğu kadar
görevidir.Kanımca tek yönlü bilgi,bilgisizlikten daha
tehlikelidir.Bu günün ve yarınların sorunları ya da
mutluluğu tek yönlü bilgilerden ve kalıplardan kurtulmaya bağlıdır.
Konuyu genel bilgi açısından olduğu kadar, ilgi duyanları
araştırmaya yönlendirmek için geniş kapsamlı hazırlamaya
çalıştım.Kendi yorumlarıma özellikle çok az yer vermeye özen
gösterdim.
Kaynakçada gösterilen 14 yapıtın konuya ilişkin en çarpıcı
bölümlerini oldukları gibi aktardım.Amacım, değişik inanç,
felsefe ve dinleri genel, fakat temel prensipleriye sizleri tanıştırmak
doğrultusunda olmuştur.
![]()
-13-
Bu konuda yıllardan beri büyük bir dikkat ve zevkle yayınlarını
izlediğim İlhan Güngören’in yapıtlarından yararlandım.Ayrıca
konunun felsefi akışını ve Çin felsefesinin temel yapısı
ve özelliklerini ünlü felsefeci H.J.Störing’in İlkçağ
felsefesi adlı yapıtından olduğu gibi aktardım.
Konuya tüm söylenenleri özetleyen Taocuların şu deyimiyle
son veriyorum. “Taoyu anlamak için doğa sevgisi gerekir.Aydınlanma
yolu doğa sevgisinden geçer.”
Bizlerinde çabası bu değil mi ?
31 Mayıs
1996
Özkan ARAS
8 Ocak 2001
12 Şubat 2001
Kaynakça :
1.
Çin tarihi
Wolfram Eberhard T.T.K. 1947
2.
Konfiçyüs
Ezra Paund Burde
1981
3.
Konfiçyüs
M.Nabi Özerdim M.E.B. 1973
4.
I Ching
Tom Riseman Dharma
1992
5.
Taoculuk ve Zen Allan Watts
Yol 1985
6.
Zen Budizm İlhan
Güngören Aya
1978
7.
Taocu Yaşam Kültürü K.Graf Durkheim
RM 1992
8.
Fiziğin Taosu F.Capra
Arıtan
1991
9.
İlkçağ Felsefesi H.J.Störing
Yol
1994
10.
Tao Te Ching Lao Tse
Yol 1994
11.
Tao sessizdir R.M.Smullyan
Dharma 1994
12.
Taoculuk Üzerine Chuang Tzu
Yol 1996
Meseller
Diyaloglar
13. Altın
Çiçeğin Gizi Thomas Cleary
Anahtar 2000
14. Yin ve
Yang Martin Palmer
Dharma 2000
![]()
-14-