![]() |
Evrende var olan her şey, bir değişim ve dönüşüm içindedir. Hiçbir
zaman bir önceki anın insanı değiliz. Bunun için de fiziksel olduğu kadar,
düşüncelerimizin de değişebileceğini
kabul etmek zorundayız. Geçmişin düşünce kalıplarına sarılmak,
yaşamı anlamsızlaştıracağı gibi, çekilmez hale de getirebilir.
Doğada
varoluş, karşıtların birliği ile oluşur. Karşıtların birliğinde uyumu
aramak ve bulmak zorundayız. Batı düşüncesi karşıtlarla körü körüne
savaşır. Uzakdoğulu ise karşıtların birliğindeki uyumu arar.
Kadın
ve erkek birbirinin karşıtıdır, bu karşıtların birliğinden varlık doğar.
Erkeğin ve kadının fiziksel yapısı, hormonal özellikleri, beyin yapısı
ve özellikleri farklıdır. Biz bir elmanın iki yarsı değiliz. Bu nedenle
herhangi bir konuda yargı ya da bir karara varabilmek için, bu farklı ruhsal
ve yapısal özellileri bilmek, bilmiyorsak araştırıp öğrenmekle yükümlüyüz.
Her
şeyden önce, iki karşıt cinsi birbirine yaklaştıran temel içgüdüleri
bilmek zorundayız. Bu tür davranışlarımızın, düşünmeye bile gerek
kalmadan, kendiliğinden oluştuğunu biliyoruz.
Doğadaki
tüm canlılarda, erkekten dişiye doğru bir eğilim, ilgi ve arayış vardır.
Bir erkek kelebek dişisinin ya da dişiyi yüz kilometre uzaklıktan algılayabiliyor
ya da kokusunu alabiliyor. Dişi de onu kendine çekebilmek için, koku ya da
bir titreşim oluşturuyor. Tüm bu özelliklerin, varoluşun ana proğramında
yer almakta olduğunu görüyoruz.
İnsanın
diğer canlılardan farkı Neo Korteks dediğimiz üst beynin varlığıdır. Bu
bölüm insanı insan yapar. Bu bölümü kullanmadan, altbeyinle ve içgüdülerle
yaşamı sürdürebiliriz, bu yaşamın hayvanca yaşamdan bir farkı da olamaz.
Bizim insanca yaşayıp, düşünebilmemiz, içgüdülerin ve altbeynin, üstbeyinle
yönlendirilip kontrol edilmesine bağlıdır. Böyle bir bilinç düzeyinde
insan, kendisine, eşine ve topluma olan sorumluluğun farkına varabilir.
Erkeğin
ve kadının beyin yapılarındaki farklılık göz önünde tutulmadan, yapılan
her türlü yorum, eleştiri ve sav bir yanılgıdan öteye gidemez. Son yıllarda,
bu konu bilimsel olarak ele alınmakta, önceki yanılgı çemberi kırılmaya
çalışılmaktadır. Beynimizdeki Cinsellik adlı yapıt bu konuyu geniş bir
şekilde irdelemekte ve şu özet yaklaşımı dile getirmektedir.
“
Erkekler, kadınlardan farklıdır. Yalnızca, insan türünün ortak üyesi
olmaları bakımından eşittirler. Yetenek, beceri ve davranışlarının aynı
olduğunu iddia etmek, biyolojik ve bilimsel bir yalan üzerine oturmuş bir
toplum kurmaya yardımcı olmak demektir.
Değişik
cinsiyetten bireyler birbirinden farklıdır, çünkü beyinleri farklıdır. Yaşamın
başlıca yönetsel ve duygusal organı olan beyin, kadınlarda ve erkeklerde
farklı biçimde kurulmuştur; aldığı bilgiyi farklı bir şekilde işler, bu
da farklı algılamalar, öncelikler ve davranışlar yaratmasına neden
olur.”
Bu
düşüncelerin ışığında, bir kadını, erkek düşüncesiyle ya da bir
erkeği, kadın düşüncesiyle ele alıp yargılamak bir yanılgıdan başka
bir şey olmaz. Bu bağlamda eşlerin birbirine olan sevgi, ilgi ve bağlılık
ilişkilerini ele alıp yorumlamak gerekir.
Erkek,
hayvansal döneminin yapısı ve proğramı gereği, dişiye oranla daha fazla
poligam, yani çok eşten yanadır. Bu gün erkeği tek eşle yetinmeye iten
etken, beynin insansal bölümünün ürünü olan kültür ve etik değerlerin
varlığı ve ekonomik şartlardır. Birlikteliği sürekli kılan en büyük
etken, kadının kendini yenilemesine, her gün yeni bir insan olarak eşiyle bütünleşmesine,
giyimini ve makyajını dışarısı için değil eşi için yapmasına ve çocukları
kadar eşine de ilgi ve özen göstermesine bağlıdır. Ailelerdeki trajik
olayların temelinde bunların eksiklikleri ya da ihmalleri yatmaktadır. Fakat
genelde bu gerçekler göz ardı edilir ve sonuç yani son sahne hep önde
tutulup yargıya varılır. Aldatanı yargıladığımız kadar aldatılanı da
yargılamak adil ve gerçekçi olmamın erdemidir.
Damızlık
hayvan çiftliklerini incelersek, 4-5 dişiye bir damızlık erkek ayrıldığını
görürüz. İnsan da üst beynini kullanmadığında, iki ayağı üzerinde
duran hayvandan öteye geçemez. Ve eski alışkanlıklarını sürdürmeye çalışır.
Piyango
ya da ona benzer talih oyunlarından çok paralar kazanan insanları araştırırsak,
yarısından çoğu ilk iş olarak karılarını boşayıp, genç ve güzel bir
kadınla ilişki kurduklarını görürüz.
Gerçekte
inan tuhaf bir yaratık, öyle olmasaydı cennetten kovulur muydu hiç? !!!!
12
temmuz 2001
Özkan
Aras