|
|
Bana yapılan hoşgörüsüzlüğü hep unutmaya çalıştım. Benim yaptıklarımı hiçbir zaman.
Günümüz dünyasında en çok dile getirilen birkaç
sözcükten birinin de hoşgörü olduğunu
düşünüyorum. İşin başında kolaymış gibi görünen bu kavram, meğerse çetin bir
cevizmiş.
Cevizin dışındaki yeşil kabuğu acı ve buruktur, onun
altı ise sert mi sert, içindeki yenilen bölümünü ise yine bir sar kaplar. Yani özü elde etmek için çaba gerekir.
Tıpkı hoşgörünün özünü kavramak için olduğu gibi.
Hoşgörünün eksik olduğu birey ve toplumlarda,
yaşamın sürekli çatışma ve kargaşa içinde sürdüğünü görüyoruz. Hoşgörüyü
kavramak, yaşamak ve yaşatmak için bilgi, sevgi ve çaba gerekir. Çünkü hoşgörü
bireyin kendini psikolojik, sosyal ve felsefi olarak bilinçli bir şekilde
kavrayabildiği oranda oluşabilir.
Dar anlamıyla hoşgörü, karşımızda bulunan insan ya
da topluluğun düşünce ve davranışlarındaki bizce görülen yanlışlığı, ilk baştan
tepki göstermeyerek bunların nedenlerini düşünüp, çabuk ve kesin yargılardan ya
da eylemlerden kaçınma bilincidir.
Hoşgörünün bilimsel açıdan ve derinlemesine ele
alındığında bir çok hoşgörü kavramlarıyla karşılaşırız. Bu ayırım hem konunun
incelenmesini kolaylaştırır, hem de kavramdaki kargaşalığı önler.
Bu kavramları şu başlıklarda toplayabiliriz.
Bilimsel Hoşgörü.
Duygusal Hoşgörü.
Yapay Hoşgörü.
Bilinçli Hoşgörü.
Bilinçsiz
Hoşgörü : Yetiştiği ortamın uyarıları, inanç
modellerindeki kurallar sonucu, karşısındaki insanın ya da topluluğun yanlış
söylem ve davranışlarını, akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden, ona uyum
göstermesi ya da en azından karşı çıkmayarak katlanmasıdır. Böylece ileride ya
da öbür dünyada ödüllendirilebileceği ile avunarak kendini aldatmasıdır. Sonuç,
hoş görülmemesi gereken bir davranış veya düşüncenin ilerde ortaya çıkaracağı
olumsuzluklara neden hazırladığının bilincinde olmaktır. Bu gün “ Birisi
yanağına bir tokat atarsa, öbür yanağını çevir. “ uyarısını hangimiz hoşgörü ile karşılayabiliriz?
Diyebiliriz ki bu gün için bilinçli bir hoşgörüsüzlük, bilinçsiz bir hoşgörüden çok daha
yaralıdır. Artık onlarda hoşgörü teslimiyete dönüşmüştür. Burada akıl susar,
hoşgörü BOŞGÖRÜ olur.
Duygusal
Hoşgörü : İçinde yaşadığımız dönemde
örneklerini geniş bir alanda gördüğümüz bir tür. Bilindiği gibi insan duygusal
bir varlık. Onu yönlendirebilmenin en kolay yolu bu duyguların temeline inmekle
bulunur.
Ailenin çocuklarına bakış açısında, özellikle annede
, hoşgörünün en duygusal biçimini görebiliriz. Çocuğumuzun yaptığı
olumsuzluklara sürekli mazeretler ararız., ya da duygularımız bunları görmemizi
engeller. Bilinçli ve ölçülü olarak çocuğa gösterdiğimiz hoşgörü onun kişilik
kazanmasına yardımcı olduğu kadar aşırısı, onun kişiliksiz ve “narsist” bir
varlığa da dönüştürebilir. Ebeveyndeki bu duygusal hoşgörünün bedelini ilerde
çocuğun ödediğini gözlemliyoruz.
Doğal olarak çocuğa hoşgörülü davranmak, belirli
ölçüler içinde zorunludur. Bunu bilimsel açıdan ele aldığımızda, pedogoji ile
karşılaşırız. Psikolojiden ayrı olarak çocukların iç dünyasını ele alma
rastlantı değildir. Bu da çocuk eğitiminin ve onun iç dünyasının tanınması ve
gelişmesinin önemini gösterir.
Her yetişkinin hoşgörü ölçüleri, ya da kavramı, onun
yetişme ortamındaki izlerini taşır. Hoşgörüden yoksun yetişen çocukların,
yetişkinlik dönemine, bir çok sorun taşıdıklarını gözlemleyebiliyoruz. Genelde
sert, hırçın ve uyumsuzluk göstergeleri en belirgin yönleridir.
Ya da aşırı hoşgörünün yarattığı kişiliksiz
insanlar, yaşamın gerçekleriyle karşılaştığında yediği her tokadın sersemliği
içinde çaresiz ve güçsüz olarak kıvranır.
Duygusal hoşgörünün sadece çocuklara yönelik olmadığını da biliyoruz. En az bunu kadar trajik olanı da, eşler arasında duygusal hoşgörünün sorunları. Karşı cinsleri birbirine yaklaştıran ve buluşturan içgüdüsel olgu doğaldır. Fakat bu yaklaşım ve birlikteliği sürdürebilmek için her iki taraf da duygusal bir hoşgörü içindedir. Daha doğrusu karşı tarafın her davranışını ve düşüncesini hoş görür. Bu durum akıl, mantık ve gerçeğin dışında, sırılsıklam bir duygusallıktır. Burada hoşgörü olabildiğince sınırsızdır. Çünkü burada hiç biri kendi değildir.
Zamanın akışı içinde, cinsellik ikinci planda
kalmaya başlayınca, gerçekler ayaklara dolanıp durur. Hoşgörü de yavaş yavaş
azalma başlar. Bir de bakarlar ki karşılarında hiç tanımadığı biri var.
Kendilerine sorarlar, bu da kim? Halbuki yıllar boyu yaşamı birlikte paylaştığı
kimsedir o.
Daha önce hiç fark etmediği şeyleri görmeye başlar
ve bunları onaylayamaz. Halbuki o davranışları yıllardır görmüştür. Bu duygusal
hoşgörünün kaybolmaya başladığının bir sonucudur. İşte bu aşamadan sonra
duygusal hoşgörü yerini hoşgörüsüzlüğe bırakır. Sonuçta, kavgalar, hayal
kırıklığı, ayrılıklar.
Duygusal hoşgörünün sadece çocuk ve evliliklerde
sınırlı olmadığını biliyoruz. Sosyal açıdan konu ele alındığında da böyledir.
İnsan beğendiği ya da beğenmediği olumsuzluklarını duygusal hoş görü nedeniyle
göremez ya da görmek istemez. Tıpkı politikacılara olduğu gibi. Bu tür
fanatikler bu nedenle oluşacak tüm olumsuzlukların mimarı olurlar.
Sonuç olarak, başta bireylerle sınırlı olduğu gibi
görünen olguların faturasını tüm toplumun ödediği gerçeği ile karşılaşırız.
Yapay
Hoşgörü : Karşımızdaki insanın onaylamadığınız
söylem ve davranışlarını, ona olan sosyal ya da ekonomik bağımlılığımız nedeni
ile hoşgörür görünürüz. Tabi ki bu yaklaşıma hoşgörü demek çok zor. Daha geniş
bir bakış açısından konuyu gözlemlersek, totaliter yönetimlerle yönetilen
ülkelerde, söylem ve davranışları sindirilmiş bireyler korkudan hoşgörüden çok,
hoş görünmek zorundadır.
Diğer bir örnek de politik yatırım peşinde olan bazı
bireylerin oy uğruna çevresine hoşgörü havarisi kesilmesidir,. Gerekli imaj
için, hep gülümseyen, sevecen hoşgörülü görünmeye çaba harcarlar. Hatta bu
konuda, bu işin uzmanlarında ders bile alırlar. Doğal olarak bu hoşgörüden çok,
bir amaç uğruna hoş görünmektir.
Böylesi hoş görünmek ve bundan yarar sağlamak,
ekonomik ve kültürel düzeyi düşük ülkelerde çok daha yoğun yaşanmaktadır.
Hoşgörüyü maske olarak taşıyanların gerçek yüzleri ortaya çıkınca, onların
sahte, saldırgan acımasız yüzleriyle karşılaşırız.
Bilinçli
Hoşgörü : Karşısındaki bireyin ya da
topluluğun, söylem ve eylemlerinin temel nedenlerini, hemen kavramamız olası değil. Çünkü onun bu duruma temel olan
psikolojik ve sosyal etkenleri ilk başta bilemeyiz. Araştırdığımızda ya da
biraz olsun düşündüğümüzde, bu eylem ve davranışlara etken olan faktörlerin,
yetişme tarzı, çevresi ve doğuştan gelen bir çok olumlu ya da olumsuzluklar
olduğunu görürüz.
Bu nedenle bilinçli hoşgörüde, insanın ele alınışı
bilimsel içerik taşır. Kişiyi o andaki davranışlarıyla yargılamak ve mahkum
etmek, ileride yerine getirilemeyecek kayıplara neden olabilir. O nedenle bir
söylem ve davranışa tavır almadan önce, ona ve kendimize kıs bir an bile olsa
zaman tanımalıyız. Bu hoşgörülü olmaya atılan ilk adımdır. Başlangıçtaki o kısa
an bizi yanlış davranış ve yargılardan koruyabilir.
Bebeklikten buluğ çağına kadar olan dönemi anne ve
babanın sınırlarına bırakarak, buluğ çağından itibaren konuyu derinleştirelim.
İnsanın çocuklukta yetişkinliğe geçiş döneminde,
fizyolojik yapısındaki değişimden doğan fırtınaların ortaya çıkardığı
psikolojik durumu hepimiz yaşadığımız için çok iyi biliyoruz.
Bağımsızlık duygusu, ilgi görme, sevme, sevilme,
kendini kanıtlama ve cinsel istençler tamamen duygusal olarak, aklın ve
mantığın kontrolü dışındadır. O dönem, egonun dorukta olduğu ve biz
yetişkinlerin genelde unutmaya çalıştığımız bir evredir. O nedenle bilinçli
hoşgörüyü kavramış anne-baba , öğretmen ve bireyler, onları anlayışla karşılar.
Çünkü bilirler ki her insan bu dönemlerden zorunlu olarak geçer.
Buluğ çağı sonrası her ne kadar daha dengeli ve
durgun bir dönem olsa bile, bilinç altına atılmış istekler, bastırılmış
duygular, güvensizlik ya da bunların tersi
olanlar peşimizi kolay kolay bırakmaz. Bu doğruları gerdiğimiz
deneyimlerle gizleyebiliriz. Fakat deneyimli ya da psikoloji bilgisi olanlar
bunları anlamakta gecikmezler. İşte bilinçli hoşgörünün yetişkinler için önemi
burada başlar.
Uzakdoğu’da bilinçaltının işlevi ve yapısı M.Ö. 750
yıllarından önce RAJA YOGA adı altında metinlere geçirildiğini biliyoruz. Batı
da ise Freude ve Jung ile başlar.
Yetişkin bireylerde gördüğümüz aşırılığa kaçan,
zengin olma, ilgi görme, hükmetme, kendini beğenme, gününü gün etme
davranışlarını psikanalist yöntemlerle incelediğimizde, ailenin , çevrenin ve
inanç modellerinin belleğe kazılmış olumsuz yüzleriyle karşılaşırız. Dövülen,
sövülen, horlanan, yokluk içinde yetişen bir çok kimsenin, çevresine aynı
şekilde davrandığını görmemizin temelinde bu gerçek yatar.
Bu ruhsal durumu vurgulayan çarpıcı bir öykü vardır. “ Günün birinde, doğuştan kambur birisi, bir ermişle karşılaşır. Kamburun haline acıyan ermiş ona şöyle der, istediğin sadece bir tek şeyi yerine getireceğim. İyi düşün ve dile benden ne dilersin. Kambur hiç düşünmeden, şöyle yanıt verir. HERKESE KAMBUR.”
Kamburdan kurtulma ya da servet sahibi olmak varken,
herkese kambur isteği, yıllarca alaya alınma, horlanma birikiminin sonuçlarıdır
bu istek. Ve kambur olmanın nasıl bir şey olduğunu ancak yaşayan bilir
mesajıdır bu istek.
Son yıllarda sempati ve antipati sözcüklerini sık
sık kullanır olduk. Bilindiği gibi sempati duymak, karşımızdakini sevimli,
şirin ve olumlu bulmaktır. Buna paralel İnsanın içinde dostluk ve yandaşlık
duygularının uyanmasıdır. Antipati ise
tamamen karşıtı bir duygu. Bir pek kullanılmaya ya da sözü pek edilmeyen empati
kavramı var.
Sempati ve antipatide düşünce ve eylemlere akıl ve
bilimden çok duygular egemen olur. Empati ise kendisini karşınındakinin yerine
koyup düşünmek durumu yeniden değerlendirmektir.
Empati, yalın bir yaklaşımla başkalarının
duygularını anlamak, onuru kırılanların psikolojik durumunu değerlendirmek,
öğretmen iken öğrencisinin, savcı iken sanığın, içinde bulunduğu koşulları ve
sorunları görebilmektir.
Konumuza empatik açıdan bakarsak, hoşgörünün ne
olduğunu ya da olması gerektiğini kavrayabiliriz.
Deli ya da çok içkili birinin davranışlarını
durumları nedeniyle zorunlu bir hoşgörü
ile karşılarız. Fakat önceden biriken olumsuzluklar sonucu patlama durumuna
gelen birini anlayışla karşılayamayız. Halbuki olaya empatik bakarsak çk farklı
sonuçlara ulaşabiliriz.
Sonuç olarak hepimizin, her dönemde hoşgörüye
gereksinimiz var. Sevgi arttıkça hoşgörü, hoşgörü arttıkça sevgi gelişir. Bazen
ikisini birbirinden ayırmak zorlaşır. Fakat empatideki akılsal ve bilimsel
temel, hoşgörüyü bilinçli olarak kavramamızı sağlar.
Konuyu yeterli bir şekilde açıklayabilirmiyim diye duyduğum içimdeki kuşkulara, sessizce söyle seslendim. “ Konu hoşgörü olduğuna göre, hoşgörürler.
23 Mart
1997 Özkan
ARAS
![]()