![]() |

İsmet İnönü(sağda)-Hasan Ali Yücel(solda)-Refik Saydam(ortada)
Bilindiği gibi, eğitimci ve bilim insanı Hasan Âli Yücel,
doğumunun 100.yılı nedeniyle 1977 yılı Unesco tarafından
anma yılı olarak kabul edildi. Bu nedenle başta İzmir olmak
üzere birçok
yerde büyük etkinliklerle anıldı.
İzmir'de Ege ve Dokuz Eylül üniversitelerinin düzenlediği
bir etkinlikle 16-17 Aralık 1977 günleri Sabancı Kültür
Merkezinde, Hasan Âli Yücel tüm yönleriyle ele alındı. Onun
felsefe, edebiyat,
şiir, müzik, eğitim, politik ve humanist görüşleriyle,başarıları
ilgili araştırmacıllar tarafından izleyicilere sunuldu. Bu çalışmalar,
eski kuşakların belleklerindeki bilgileri zenginleştirip
yinelerken, genç
kuşaklara çok önemli bilgiler ve mesajlar aktarmış oldu.
Hasan Âli Yücel 1887 yılında İstanbulda doğdu ,eğitimci ve
yazar.1910 yılında
Mektebi Osmani'yi,
1921 yılında da Edebiyat Fakültesi felsefe bölümünü
bitirdi.İzmir, Kuleli Askeri Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve
Galatasaray Lisesinde felsefe ve edebiyat öğretmenliği yaptı.Fransız
egitimini incelemek için 1930 yılında Paris'te bulundu.1933-35
yıllarında Orta Öğretim Genel Müdürlüğü yaptı. 1935 yılında
İzmir Milletvekili seçildi,aynı yıl Milli Eğitim Bakanı
oldu. Köy Enstitülerinin kurulması, Dünya klasiklerinin türkçeye
çevrilerinde büyük emeği geçti.1946 yılında bakanlıktan
ayrıldı. 1991 yılında Kurucu Meclise seçildi.
Bir eğitimci olarak Hasan Âli Yücel, Atatürk'ün çağdaş eğitim
anlayışının bilincinde olan , uygulayan ve başaran bir eğitimcidir.
Atatürk'ün 16.7.1921 yılında eğitim konusundaki şu sözleriyle
bunu daha iyi anlayabiliriz." Şimdiye kadar izlenen eğitim
yöntemlerinin ulusumuzun tarihsel geriliğinin en önemli nedeni
olduğu kanısındayım. Onun için bir ulusal eğitim proğramından
söz açarken,eski çağın bütün hurafelerinden sıyrılmış,yaradılışımızın
özellikleriyle hiç de ilgisi olmayan yabancı düşünlerden,
Doğu'dan ve Batı'dan gelen her türlü etkilerden hepten uzak,
ulusal karakterimize uygun bir kültür kastediyorum." Bu
temel ilke Yücel'deki eğitim anlayışının hedefini oluşturur.
Eğitim dünyamıza en büyük katkıları ise İsmail Hakkı
Tonguç,M.Rauf İnan ile birlikte Köy Enstitülerinin kuruluşu
olduğunu biliyoruz. Yararlanılmak istenen diğer ulusların eğitim
sistemlerini, titiz araştırmalardan sonra, kendi düşünce ve
ulusal yapımıza uygun hale dönüştürüp, uygulayarak başarılı
sonuçlar elde edilmiştir.1.Dünya savaşından yenik çıkmış,güçlü
devletlere karşı bağımsızlık savaşını kazanmış bu
yetmiyormuş gibi, yeni bir dünya savaşının beklentileri ve
bunun yarattığı yokluklar içinde yaratılan bu eğitim atılımı,
deyim yerindeyse bir mucizedir. Bu konuyu ileride daha geniş bir
şekilde ele alacağımız için diğer yönlerine kısaca gözatalım.
Yücel, yazı yaşamına aruzla yazdığı şiirlerle başladı,
daha sonra hece vezniyle devam etti. Kültür, sanat ve düşünce
konularını içeren 24, şiir 5 ve okul kitabı olarak 4 eseri
basılmıştır.( 1924-1960 )
.
Dönen Ses, Dört Hayvan Bir İnsan, Mevlana, Allah Bir, başlıca
şiir kitapları,0nun bestelediği ve şiirlerinden bestelenen şarkıları
vardır. Müzikle ilgisinin kaynağında,küçük yaşta İstanbul'da
Mevlevihaneye devam etmesinin etkisi büyüktür.
Her şeyden önce Yücel
bir felsefecidir.İzmir ve İstanbul'da uzun yıllar felsefe öğretmenliği
yapmıştır.Bu nedenle farklı felsefe akımlarını ve
kavramlarını incelemesi doğaldır. Bir eğitimci olarak o dönemde
liselerde okunan felsefe ve mantık kitaplarının yazarıdır.
Yazılarından ve yapıtlarından anlaşıldığı gibi, aydınlanma
felsefesinin izleyicisidir. Onun küçük yaşta başlayan
mevlevi eğitimi, belki de fakültede felsefe bölümünü seçmesine
büyük bir etken olmüştur.Tasavvuf felsefesinin özü olan
insan sevgisini, dil, din, ırk ayırımı gözetmeden gösteren
bir inancın bireyi olarak, Yücel'deki insan ve toplum
sevgisinin özü de buradan güç bulmaktadır. Yücel, Allah Bir
adlı şiir kitabının ön sözüne şöyle başlar." Kendini
"eksik", "kusurlu" ve sonunda "ölecek"
bir varlık olduğunu bulan ve bilen kim vardır ki, "eksiksizi,
kusursuzu ve ölümsüzü aramasın?. Bu arayış, HİKMETTİR,
FELSEFEDİR ve DİNDİR.
Bağımsızlığını kazanan genç Türkiye Cumhuriyetinin varlığını
koruyabilmesi için önünde çok engeller vardı. 600 yıllık
Osmanlı İmparatorluğu geride büyük sorunlar bırakmıştı.
Bunun bilincinde olan Atatürk,çağdaş uygarlık gereği olan
devrimleri kısa bir sürede hayata geçirdi. En önemli fakat
sonuçları hemen alınamıyacak sorun da eğitimdi. Bunun hazırlıkları
1928 yıllarında başlamıştı. 1935 yılına gelinceye kadar eğitim
istenilen düzeye gelememiştı.Gerçi cumhuriyetin ilk yıllarında,Ünlü
eğitimci Amerikalı John Dewey Türkiye’ye çağrılarak bir
rapor hazırlatılmış fakat o yıllar bunun alt yapısı olmadığı
için,uygulama şansı olmamıştır. Yine de 1921 yıllarından
başlayarak Fransa, Almanya, İsviçre gibi ülkelere,eğitim araştırması
ve öğrenim için öğrenci gönderildiği için az de olsa alt
yapı oluşmuştu Sonuçta eğitimin köyden başlayarak yurt
geneline yayılabilmesi için,üretime dönük bir eğitim
sistemi olan Köy Enstitülerinin kurulması karalaştırılmıştır.
17.4.1940 yılında Köy Enstitüleri Kanunu T.B.M.M.’ de kabul
edilerek yaşama geçirilmiştir.
Yasanın gerekçesi şöyledir.
"Türkiye'de büyük nüfus ekseriyetinin yaşamakta bulunduğu
köylerimizde ilk tahsili süratle yaymak, aynı zamanda köylerimize
köy zanatlarını öğrenmiş unsurlar kazandırmak ihtiyacı, hükümeti;
mahiyeti aşağıda anlatılacak olan Köy Enstitülerini kurmak
ve mezunlarını istihdam edebilmek üzere kanuni selahiyet
talebine sevketmektedir.
1- Tahsilin bu günkü durumu.
1935 nüfus sayımı istatistiklerine nazaran. Türkiye'de erkek
nüfusun % 23,3, kadınların % 8,2 si okuma yazma bilmektedir.
Ayrıca nüfusu 10.000 den az olan yerlerde okuma yazma
bilmeyenlerin nispeti % 89,3, 10.000 fazla olan yerlerde % 59,7
dir"
O yılarda Türkiye bir tarım ülkesiydi ve nüfusun % 81 i
köylerde yaşıyordu. Ulusal gelirin büyük bir bölümü
topraktan elde ediliyordu. Buna karşın tarım araçları
ilkeldi, bilgisizlik nedeniyle toprağın verimi az olduğu gibi,
topraklarda çoraklaşıyordu. Bir kurtuluş savaşı kazanmış
ülke bile olsak ayakta kalmamız ve gelişmemiz bu eğitim düzeyinde
olanaksızdı. Sosyal ve ekonomik devrimi, işe köyden başlamakla
başarabilirdik. Bu da köyde eğitim kadar,üretim bilgisinin de
birlikte uygulanmasıyla olabilirdi. Daha önce belirtildiği
gibi,bu düşüncelerin tohumları cumhuriyetin kurulduğu yıllarda
atılmıştı ve bu tohumlar şimdi yeşeriyordu. Konuyu yıllarca
araştıran eğitimcilerin en önde gelenleri olan H. Âli Yücel,İ.Hakkı
Tonguç ve M.Rauf İnan Köy Enstitülerinin mimarı oldular.
Onlar Batı'da döneminin hatta bu günün bile ünlü eğitim
bilimcileri olan,Amerikalı John Dewey, İsviçreli Pestalozzi,
Alman George Kerschensteiner'in düşünce ve deneyimlerinden ülkemizin
sosyal ve ekonomik yapısına uygun sentezler yaparak başarıya
ulaştılar.
Sonuçta, ezberci eğitime karşı, öğretimin hayatla birleştirilmesi
ve yaşam' a yaralı olması önemliydi. 1946 yılına kadar
uygulanan bu eğitim, Köylerde tarımın ve küçük el sanatlarının
gelişmesine çok büyük yararları oldu. Aynı zamanda köylü
bilinçlenerek, bu gelişmelerin önemini kavradı. Buna paralel
olarak,köydeki üstün zekalı çocukların seçilebilme şansını
sağladı. Bu gün bunların arasında Üniversitelerde öğretim
görevlisi, yazar. felsefeci. müzisyen, eğitimcileri görmekteyiz.
Köy Enstitülerinin öğrenim ve eğitim anlayışını ortaya
koyan sayısız
örneklerinden
bir kaç tanesinin bizlere yeterli olacağını umuyoruz.
M. Rauf İnan Viyana'da geçen yaşamının izlenim etkilerini,
Bir Ömrün Öyküsü adlı yapıtında şöyle dile getiriyor."
Burada ve Avrupa’da zamanın değerini, genişliğini, enginliğini,
önsüzlüğünü, ve sonsuzluğunu, etkinliğini, insanlığın
bütünlüğünü, insan kafasıyla yaratılan bilimin değerini,
insan eliyle yaratılan sanatın ve doğanın güzelliğini,
bunların evrenselliğini, sevginin,tüm insanları sevebilmenin,
güzellikleri görebilmenin, iyilikleri yapabilmenin ve
anlayabilmenin, gerçekleri ve değerleri arayabilmenin,
kavrayabilmenin mutluluğunu yaşadım. Bilimin, sanatın,
sevginin, iyiliğin, gerçeğin, doğrunun kutsallığını
kavradım. Kendi, kendimin, ben, benim olmanın darlığından
kurtuldum.Toplumun, ulusun, insanlığın bile özünde bir yazgı
ortaklığı olduğuna inandım.Bu duygu ve düşünceleri yıllarca
içimde taşıdım. Onlar burada gelişti, aydınlandı, bilinçlendiler.Latince:
" Ben insanım, insanlığı ilgilendiren hiç bir şey bana
bana yabancı değil" sözünün içeriğini anladım.Din
gibi, ulusallık gibi, siyasal görüş gibi ve buna benzer
insanları biribirinden, uzaklaştıran kavramların, gerçekte
bunun için değil, tam tersine, biribirine yakın insanları
biribirine daha sıkı bağlamak, birleştirmek daha çok
sevdirmek, yazgı birliğine, yazgı ortaklığına kavuşturmak
için olduğu, yoksa bölmek için olmadığı bilincine vardım.
En büyük değerin insan ve zaman, her şeyin de insan için
olduğuna inandım. İnsanın zamanını değerlendirdiği ölçüde
değerli olduğu kanısına vardım.Geçmişi sevmeyi ve öğrenmeyi,
geleceği özlemeyi, düşünmeyi ve sezmeyi o yıllarım bana
öğretti."
O yıllarda Köy Enstitülerinin ustası, işçisi öğrencilerdi,
bunun yanında okulun yiyecek ve içecek hatta elektiriğini bile
kendileri üretebiliyorlardı. Tüm bunlarının yanında ders ve
bedensel çalışmanın yanında, özgür okuma geleneği de oluşturulmuştu.
Enstitünün öğretmen ve usta öğrencileri, yılda en az ülke
ve dünya yazarlarında 24 eser okumuş olmaları ve aynı okuma
zevk ve alışkanlığını öğrencilerine sindirmeleri en başta
gelen görevleriydi.Enstitüyü bitirip giden öğretmenlere okul
tarafından 150 kitap verilirdi.
1935-36 ders yılı ile 1946-47 ders yılı başı arasında 8675
eğitmen yetiştirilmiş, 7090 köyde okul açılmış, toplam
olarak 1946-47 ders yılında Enstitülerde 211.512 öğrenci
okumaktadır. 1935-46 arası 5552 öğretmen yetişmiştir. Bu atılım
1956 yılına kadar devam etmiş olsaydı okulsuz köy ve
okutulmayan tek çocuk kalmayacaktı.1946 yılında bütün
ilkokullarda 1.357.200 öğrenci bulunuyordu.1935 te bu sayı 380.000
idi.
1946 sonrası politik hesaplar ve bunun sonucunda verilen ödünler
nedeniyle 1946 yılında pasifize ( donduruldu) edildi. 1950 yılında
karma eğitime son verildi. Sonuçta 1954 yılında ilköğretim
okulu olarak adı değişti. Karşı çıkanlar önceleri faşist
eğitim olarak, komünist eğitim olarak sistemi karaladılar. Bu
eğitim yuvalarının değerini sonraki yıllar anlayacaktık.
Onları ortadan kaldıranların adını hiç kimse anımsamazken,kuranları
onbinlerce aydın saygı ile anmaktadır. Evet tarih affetmez.
SONUÇ :
Son yıllarda sosyal, ekonomik ve politik alanlarda yaşanan
olumsuzlukların, bir anda oluşan nedenlerden doğmadığını,
düşünebilen her insan kavrayabilir. Bu günün oluşum örgüsü,
geçmişin tezgahlarında dokunur. Kırk yılı aşan süreçte,
ilk ve ortaöğrenim sistemleri 3-5 kez değiştirilerek, eğitimimizin
çıkmazlara sürüklendiğini yaşadık ve hala yaşıyoruz.
Köylerin ihmal edilmesi ve eğitimsizlik, nüfusun düzensiz
bir şekilde
artması ve tarımın
makinalaşması , işsiz aynı zamanda vasıfsız milyonlarca
insanın kentlere göç
etmesine neden
olduğunu biliyoruz. O yıllardan beri köylerde başlayan eğitim,
tarım ve küçük el
zanaatlarıyla
ilgili çalışmalar devam etseydi, büyük çoğunluk yerinin
yurdunu bırakıp büyük kent
varoşlarında çile
çekmez,ideolojik saplantılara kapılmazdı.
Hasan Âli Yücel'i. çalışma arkadaşları ve Köy Enstitülerini
inceleme
istek ve fırsatını
bulanlar Türk aydınlanması olan bu fırsatı nasıl kaçırdığımızı
acı da olsa anlarlar. Batı'lı eğitimcilerin örnek gösterdiği
bu sistemin birden çöküşünü Batı mantığı ile anlamakta
zorluk çektiklerini de biliyoruz. Ve öğrendik ki eğitimi
tutarsız ve düzensiz ülkelerin, sosyal ve ekonomik düzeyi
karmaşık ve sorunlarla doludur. Bu günün eğitim çıkmazından
kurtulmamız yolunda hepimize görev düştüğü bilincinde
olmak zorundayız.
Üstadım, kardeşim, öğretmenim, H.Âli Yücel'i saygı ve
sevgiyle
anarken,bırakmak
zorunda kaldığı görevi üstlenmenin, bizler için bir görev
olduğu düşüncesindeyim.
1 Şubat 1998
Özkan Aras
Kaynakça
İyi İnsan İyi
Vatandaş H.Âli Yücel
Hürriyet Yine
Hürriyet H.Âli Yücel
Allah Bir
H.Âli Yücel
Devrim Açısından
Köy
Enstitüleri
Engin Tonguç
Mektuplarla Köy
Enstitüleri İ.Hakkı Tonguç
Bir Ömrün Öyküsü
M.Rauf İnan I-II.
Karanlığın
Kuvveti Talip Apaydın
Köy Enstitüleri
ve ötesi Mahmut Makal
Arifiye Köy
Enstitüsü S.Edip Balkır