![]() |
![]()
Sözlerime, (Felsefe nedir ?) tanımının çok kolay bir şey
olmadığının bilinci ve açık yürekliliği ile başlayacağım.Doğal
olarak,çok zor olan bu tanımı neden ele aldığım sorusu akla
gelebilir.Kanımca bu neden sorusu da felsefe yapmaya başlamanın
ilk basamağı ve felsefenin temel ilkelerinden biridir. İleride
felsefe nedir sorusuna aradığımız yetkili düşünürlerin
tanımlamalarına geçmeden önce,Martin Heidegger'in "Nedir
bu felsefe" sorusuna aradığı ve yine kendisinin verdiği
yanıtı ele alalım.
"Bu soruyla çok geniş,yani açılımlı bir konuya değiniyoruz.Konu
geniş olduğundan belirsiz kalıyor.Belirsiz kaldığı için de
konuyu çok çeşitli bakış açılarından ele alabiliriz.Ancak
bu geniş yayılımlı konunun ele alınışında mümkün olan bütün
görüşler iç içe geçtiği için söyleşimizin çeşitli yönlere
dağılması tehlikesi ile karşı karşıyayız."
Heidegger'in vurguladığı tehlike bizim bu söyleşimiz için
de geçerlidir.Heidegger "Duyguların en güzelinin bile
felsefede yeri yoktur.Duyuların ırasyonel olduğu söylenir.Buna
karşın felsefe rasyonel bir şey olmakla kalmaz "ration"
un gerçek yöneticisidir de" demekle önemli bir uyarıda
bulunuyor. Bu uyarı, felsefe nedir sorusuna hangi yolu
izleyeceğimiz yönünden önemli olabilir.
Yine bir çağdaş felsefeci Heinz Heimsoeth'e göre "Felsefenin
ne olduğu bir tanımla anlatılamaz.Çünkü felsefe bir yaşama,bir
soru sorma biçimidir.Felsefenin ne olduğunu ancak onun temel
soruları sorulur ve işlenirse anlaşılabilir."
Bizler de bu temel uyarılar ışığında konuyu irdeleyeceğiz.
Bu nedenlerle "Felsefe nedir? " sorusuna yanıt
aramadan önce toplulumumuzda, felsefe denince akla ne geldiğine
kısaca gözatmak yararlı olacaktır.
Kimilerine göre karışık, kavranması zor ve tehlikeli bir
kelime. Kimilerine göre fikirsel yorgunluk veren, bir nevi laf
ebeliği, ukelalık ve kurnazca ifade edilen kelime canbazlığı.
Kimilerine göre de inkarcı, inançsız ve imansız bir düşüncenin
ifadesi olarak görülür ya da gösterilir.Çok az bir kesim için
de bilgeliğe giden yolun anlamıdır.
Bilindiği gibi felsefe yani "Philosophia" sözcüğü
Yunan'ca sevgi ve bilgelik anlamında iki sözcükten oluşmuştur.Bizde
felsefe sözcüğü, Philosophia sözcüğünün Arapça'da aldığı
biçimdir. Bu sözcüğü ilk olarak Pythagoras tarafından
kullanıldığını Herakleides Ponktikos söylemekte ise de,yapılan
araştırmalar bu sözün Herakleitos tarafından kullanıldığını
kanıtlamaktadır. Pythagoras "Ben Philosofnos'um"
dermiş. Ona göre ; "SOPHİA yani bilgelik, eksiksiz doğru
ancak Tanrılara yakışır; insana ise ancak PHİLOSOPHİA yani
bilgiyi sevmek, dolayısiyle ona ulaşmaya çalışmak yaraşır."
Bu yorumla Pythagoras eksiksiz bilgiye ulaşmanın olanaksız
olduğunu vurguluyor.
Batı düşüncesi ve felsefe tarihçilerine göre, bugün bildiğimiz
anlamdaki felsefe, Yunan düşünürlerinin ürünüdür. Orta-Doğu
ve Uzak-Doğu Düşüncelerinin temelinde dinsellik içiçedir.Bu
nedenle gerçek felsefe, daha doğrusu bugün anladığımız
felsefe, Antikçağ felsefesinin üzerine kurulmuştur. B.Russel
"Dünyanın yapısını, yaşantının sorunlarını, miras
kalmış herhangi bir softalık zincirleri ile bağlamaksızın düşünenler
Grek'lerdir." demektedir.Bu ifade aynı zamanda felsefenin
hedefini belirtmek ve tanımını yapmada yol gösterici olabilir.
Macit Gökberk'e göre de, "Felsefe doğruya varmak ister,
bunun için uğraşır, eldekilerini bu amacı bakımından
boyuna ayıklar, eleştiren bir süzgeçten geçirir." ve
felsefe deyiminin bugünkü anlamını kesin olarak Platon ve
Aristotales'te kazandığını belirtir. Devamla "Sonuç
olarak Yunan felsefesi elindeki öyle pek geniş olmayan bilgi
gereçlerini bilimsel olarak işlemek için gerekli kavram kalıplarını
araştırıp bulmuş, pratik dini kaygılardan bağımsız olarak
dünya üzerinde mümkün olan hemen hemen bütün görüşleri
ortaya koyabilmiştir.Antik düşüncenin özelliği ile tarihin
öğretici özelliği buradadır." Fakat Yunan felsefesinin
kökenlerinin Orta-Doğu ve Uzak-Doğu olduğu düşüncesi yeni
değildir. M.Ö. 2 y.y.'da yaşamış Numenıos adında bir yeni
pythagoras'cı, "Platon Attika diliyle konuşan Musa'dan başka
bir şey değildir" demektedir.
Felsefe tarihleri incelendiğinde Felsefe; İlkçağ, Antikçağ,
Ortaçağ ve Yeniçağ olarak dört bölümde ele alınır.
İlkçağ Felsefesi : İnsanın, içinde yaşadığı dünya
üstünde edindiği bütünsel bilgiyi dile getiriyor.Bu düşüncenin
gelişmesi Yunanlı'larda bulunmasına rağmen ilk filizleri,
Mezopotamya, Mısır, Çin ve Hint uygarlıklarında görülmektedir.İnsanlar
ilk önce din kurumlarını meydana getirmişler, bunun ne demek
olduğunu düşünmeye başlayınca felsefeye yönelmişlerdir.Felsefe
tarihçileri ilk filozof olarak Thales'i gösterirler.
Antikçağ Felsefesi : Milet'li fizikçilerden sonra oluşu
açıklayan Herakleitos'la felsefesel çalışma evrenselleşiyor.
Sokrates'e göre felsefe, "Neleri bilmediğini bilmektir".
Platon'a göre,"Doğruyu bulma yolunda düşünsel çalışmadır".
Felsefe Aristotales'e göre, "İlkeler ya da ilk nedenler
bilimidir". Epikuros'a göre, "Yaşam bilimidir".
Ortaçağ Felsefesi : Augustinos'a göre, "Tanrıyı
bilmektir". Tertulinus'a göre felsefe yapmak, "Dogmayı
açıklamak ve onun doğruluğunu kanıtlamaktır".
Anselmus'a göre, "İnanılanı anlamaya çalışmaktır".
Aquino'lu Tomas'a göre, "Felsefe konusu Tanrı'dır".
Yalnız Duns Scotus, felsefe ile din'i birbirinden ayırma eğilimdedir.
Yeniçağ Felsefesi : Giordina Bruno'ya göre, "Felsefe
doğayı bilmektir". Campenalla'ya göre, "eleştiridir".
Francis Bacon'a göre, "Deney ve gözleme dayanan bilimsel
veriler üzerine düşünmektir". Hobbes'e göre, "Doğru
düşünmektir". August Comte'a göre, "Bütün
bilimleri birleştiren bir bilim ve bilimler bilmidir".
Görüldüğü gibi geniş zaman şeridi içinde felsefe Antikçağ
döneminde daha rasyonel ve daha dogmalardan arınmış bir
kimliktedir. Thales'le başlayan Aristotales'le biten Antikçağ
felsefesi, Ortaçağla birlikte karanlıklara gömülmüştür.
Ortaçağda Hıristiyanlığın kimlik kazanmak, inançlarına ve
dogmalarına sağlam bir dayanak bulmak için Araplardan tanıdığı
Yunan felsefesinin yardımıyla, Aristotales'i tanımış ve onu
Hıristiyanlık inançlarına rehber yapmıştır.Bu arada Hıristiyanlık
Aristotales felsefesini işine geldiği gibi yorumlamıştır.
Renaissance'la birlikte (Aydınlanma) Yeniçağ olarak adlandırdığımız
dönemde felsefe, tekrar
Antikçağ
felsefesinin önde gelen filozoflarının yorumu ve yeni yaklaşımları
üzerine eğilerek yoluna devam etmiştir. Yeni-Pythagoras'cılık,
Yeni-Platon'culuk gibi.
Günümüzde felsefe daha rasyonel bir kimliktedir.Hemen hemen
tarihin akışı içinde ona yüklenen bir çok olumsuz tanımlardan
sıyrılmıştır. Bu yargının kanıtı olarak, bir düşünür
felsefeyi "Canlı varlıklar ve eşyanın ilkeleriyle, insanın
evrendeki rolüyle ilgili görüşlerin ve inançların tümü.
Bu meselelerin üzerindeki eleştirici bir düşünceye dayanan
fikirler sisteminin ve hayatın tersliklerini sarsılmadan karşılamayı
bilen kimsenin bilgeliği, felsefedir." şeklinde tanımlamıştır.
Bu özlü tanımlara, soruna ışık tutacağı inancıyla bir kaç
tane daha eklemek yararlı olacaktır.
"Felsefenin araştırma objeleri geniş bir alanı kapsar,
bu nedenle bütün ömrünü felsefe araştırmalarına adayan
bir kimse bile, felsefenin alanını bütünü ile kavrayabilecek
bir durumdan çok uzak kalır."(Fel.Disp.S.8)
"Herhangi bir insanın, hatta bir bilim adamının algılanan,
kavranan , kanıtlanan şeylere genellikle yetindiği yerde,
onlar hakkında düşünmek, soru sormak, yani onları problem
haline getirmek felsefenin özel yazgısı ve görevidir."(F.Tem.Dis.S.8)
"Felsefe yapan insan yeni yeni karşılaşılan alanlarda
olduğu gibi, bilinen, yaşanılan, bize iletilen, devredilen şeyleri
de inceler; onlar üzerinde düşünür, onların neden başka türlü
değil de böyle olduklarını, nereden geldikleri hakkında soru
sorar, onların izlerini araştırır."
"Felsefe, yapan insan için kendiliğinden anlaşılır, apaçık
hiçbir olgu yoktur, en sonunda onun için herşey problem
niteliği kazanır, yani filozof, var olan herşeyin anlamını
bilmek ister, o bunu ya tek tek şeylerde, ya da bu şeylerin
varlık bütününde, evrende, birbiriyle olan ilişkileriyle
birlikte kavramaya çalışır."(S.9)
"Önemli felsefe problemleri, ancak düşünenin uzun bir
geleneği, bir şeyi adlandırma ile kavramanın daima yeni baştan
denenmesiyle gelişir. Bu nedenle felsefeye girmek isteyen kimse
fenomenlerle, hayat problemleriyle ilişki kurmalı."(S.9)
"Felsefe, bize günlük hatta farkına varılmayan, bundan
dolayı da adlandırılmayan ve özel bir kelime ile adlandırılmayan
objelere, dikkat etmemizi öğretir."(S.15)
"Genel olarak felsefe nedir, felsefenin ne olduğu yalın
bir biçimde ve önceden söylenemez.Aynı şekilde sanatın ya
da bilimin de ne olduğu söylenemez."(S.18)
"Felsefe bilgeliğe,bilge olmaya,kişisel bilgeliğe varmak
için sevgiye dayanan bir çabadır."(S.18)
Hasan Ali Yücel'in filozoflar ansiklopedisine yazdığı önsözde
"İnsan zekası NİÇİN? diyebildiği gün felsefe başlamıştır"
demektedir. Bu tanım felsefe ile nasıl içiçe olduğumuzun en
güzel örneğidir. Bundan yararlanarak diyebiliriz ki, çoğumuz
farkında olarak ya da olmayarak felsefe yaparız. Çünkü
felsefe gerçekten niçin ve neden sorularıyla başlar.İlk
olarak çevresini tanımaya başlayan çocuk, soyut ve somut şeylerin
nedenlerini sorması ya da düşünmesiyle felsefe ile içiçedir.
Bu nedenle her çocuk felsefe yapar dersek abartmamış oluruz.
Hatta onlar bizden daha gerçekçidirler.Çünkü onlarda henüz
dogmalar ve şartlanmalar oluşmamıştır. Bu neden ve niçinler
bizi çocuklarımızın karşısında zaman zaman zor durumda bıraktığı
da bir gerçektir. Hatta bizler de neden ve niçinleri fazla dile
getirdiğimizde bunun pek hoşnutlukla karşılanmadığını
zaman zaman görmekteyiz.
Sonuç olarak bir avuç da olsa her ülkede aydın kesim,
felsefenin insan düşüncesi ve yaşamı için ne kadar önemli
olduğunun bilincindedir.
Felsefe bireyseldir. Bu nedenle, kendimce felsefe doğadaki soyut
ve somut herşeyin dışında kalarak onu incelemek ve o şeylerin
anlamını tarafsız bir şekilde kavramaya, yorumlamaya çalışmaktır.
Yine felsefe bütün bilimsel ve insansal olayların tez-antitez-sentez
üçlüsü ile irdeleyerek insanlığın gerçeğe giden yollarını
aydınlatır.
Felsefe soyut ve somut herşeyin olduğunun ötesinde
bilimsellik, inanç ve denenmişin dışında, daha değişik açılardan
ele alış biçimidir.
Felsefe doğanın diyalektik olarak ele alış yöntemidir.
Felsefe daha ötesini, ötenin de ötesini, geçmişi, geçmişin
de ötesini önyargısız, sınrlamadan ve hiçbir dogmanın
etkisinde kalmadan irdeler, irdelerken geleceğin düşüncesini
yaratır.
Felsefe düşünce özgürlüğünün simgesidir.Özgür olduğu
oranda yaşar ve kimliğini kazanır. Bu yüzden dogmalarla dolu
öğreti ve inançların felsefesi olamaz.
Hemen hemen her felsefe ilk nedeni, Mutlak'ı araştırır.Düşünebilen
için evrendeki herşey varoluşun ve ilk nedenin bilinmesi için
bir anahtardır. İşte bu nedenle atomdan galaksilere kadar
bilindikçe bilinmezin tohumları çiçek açar. Fakat o çiçekler
de tohuma, gizeme dönüşür. İlk nedenin ve varoluşun
perdeleri aralandıkça sonsuz sayıda perdelerle karşılaşırız.
Her çözdüğümüzü zannettiğimiz bir neden, yeni bir neden içeriri.
Bu yüzden bizler nedenler nedenini çözmeye çalıştıkça
bilgisizliğimizin derinliğini daha iyi anlıyor ve çözümün
bizden ne kadar uzaklaştığını görüyoruz. Bu gerçeği
bizden binlerce yıl önce Mısırlılar görmüştür. HERMES (M.Ö.
3000) "Nedenler nedeni daima gizlidir.Çünkü sonsuzluk,
pek kısa bir son olan zaman ve yine pek kısa bir son olan mekan
içinde anlaşılamaz ve anlatılamaz. Çünkü yaşarken zaman
ve mekanla sınırlıyız. Sınırsızlık sınırlılık içinde
kavranamaz.İzis tapınağında bulunan İzis heykelinin yüzü
örtülüdür.Heykelin altında şöyle bir yazı yer alır:'Yüzümdeki
örtüyü hiçbir ölümlü kaldıramaz'."
Karamsar görünmesine rağmen yine de insanın doğası gereği
neden ve niçinlere binlerce yıl kafa yormuş ve yoracaktır.
Bütün, felsefe nedir, tanımlarını basit ve tek bir cümle
ile "Felsefe düşüncenin meraklı ve yaramaz çocuğudur"
diyebilirmiyiz şeklinde düşünmekten kendimi alamıyorum.
Felsefe, insanı sürü teki olmaktan kurtararak kendini ve
evreni kavrama yollarını sağlayan düşünce biçimi ve çalışmasıdır.
Bir yerde fikir işçiliğidir. Çoğu kez insan, yapısı gereği
bu düşünce işçiliğinden kaçınır. Yaşamı yüzeysel,
pratik ve varlığına zarar vermeyecek çözümlerle sürdürmeyi
yeğler. Bilindiği gibi düşünmek ve fikir üretmek kazma, kürek
ile çalışmaktan daha fazla enerji gerektirir. İşte bu
nedenle insanlar felsefeye pek rağbet etmezler. Pratik zekalar
"Bu dünyayı değiştirmek bana mı kaldı" diyerek ya
da "İnsanların inançlarını bozup huzursuz etmenin bir
anlamı yok" deyip işin içinden sıyrılmaya çalışırlar.
Felsefenin tanımları ve yapısı hakkında ileri sürülen düşünceler
ışığında, felsefenin herhangi bir şey olmayan fakat herşeyi
inceleyen, eleştiren ve bir takım sentezlere varma olduğu görülebilir.
Felsefenin temel ilkeleri ile Masonluğun temel ilkelerini ele
aldığımızda, onları içiçe görmek mümkündür. Bu
birlikteliği görebilmek için bilgi ve sevgi yeterlidir.
Felsefe ve Masonluk doğaya bakışta rasyonel, emprist ve septik
yöntemler uygular. Bu yöntemler dogmadan, saplantılardan ve
kaostan uzak tutar Masonluğu.
Masonluk, insanlığa felsefi yöntemle bakıştır dersek yanılmamış
oluruz. Çünkü Masonluk insanı incelerken olduğu kadar, gerçeği
ve MUTLAK'ı incelerken de felsefi yöntemlere başvurur.
Antikçağ tanımıyla felsefe bilgiyi sevmektir. Masonluk da
kendini bilmeyi ve sevginin önemini öğretmeyi ilke edinirken
pek farklı bir yolda değildir.
Sonuç olarak, Masonlukta bilgilerimiz derinleştikçe felsefe
ile ilişkilerimizin daha iyi anlaşılacağı inancındayım.
24.01.1991 Özkan ARAS