Bu konuyu, durağan olmayan evrenin yapısına uygun olarak, değişebilen
ve çok yönlü bir açıdan özgürce
ele almaya çalıştım.
İnsan, doğa ve felsefe
konusunun derinliklerine indikçe Arap, Yunan, Fenike, Anadolu, Mısır,
Mezopotamya ve Hint uygarlıkları ile karşılaşıyor. Bütün bu uygarlıklar
arasında paralelitenin bulunduğunu,
hatta ortak bir çok yönlerin olduğunu her geçen gün daha iyi kavramaktayız.
Bu düşüncelerin ışığı altında, birinci bölümde diyalektik ve
diyalertik materyalimz’i teker teker ele alıp ana çizgilerini belirttikten
sonra. Tasavvuf düşüncesini açıklayarak, sonuçta her ikisi arsındaki
ortak noktaları bulup, diyalektik materyalizm ve tasavvuf arasındaki yaklaşımı
açılamaya çalışacağım.
Konunun çok tartışma götürebileceği düşüncesiyle yararlandığım
yapıtlardan, yorum yapmadan önemli yaklaşımları yorum yapmadan olduğu gibi
aktardım. Dikkatle izlediğimiz takdirde , Hermes’ten bu yana söylenenlerin,
hep aynı düşüncelerin değişik ifadeleri olduğunu görebiliriz.
DİYALEKTİK : “ Varlıları,
karşıtların çatışmasıyla oluşturan üçlü devim”. Batı’da varlıkların,
karşıtların birliği ve çatışmasıyla oluştuğunu sezen ilk düşünür
HERAKLEİTOS ( MÖ. 576-480 ) dur. Bununla beraber diyalektik, antik çağ Yunan
felsefesinde ( tartişmacılık ) anlamında kullanılmaktadır.
Sokrates, Protagoras, Gorgias gibi bilgiciler, nesnelerdeki niteliklerin
birbirine olan etkilerinden doğduğunu ileri sürdüklerinden , gerçek anlamda
diyalekçi sayılabilirler. Ancak Aristotales diyalektiği küçümsemiştir. Bu
nedenle diyalektik Alman idealizmine gelinceye kadar hemen hemen hiç kullanılmamıştır.
Diyalektik , tez, antitez , sentez olmak üzere üç devimli bir oluşma
yasasıdır. Sentez tezini ve antitezini kapsayarak yeni bir tez meydana
getirir. Bu halde, zorunlu olarak onunda bir antitezi doğar ve bir senteze
gidilir. Yeni sentez kendinden önceki bütün diyalektik tez ve antitezleri
kapsadığından ötürü bir oluşma, bir büyüme, bir gelişmedir. Daha açık
bir deyişle, sentez olan bir önceki birleşiminden daha büyük, daha gelişmiş,
daha ilerlemiş bir aşamadır.
Diyalektiğin üç büyük adı Herakleitos ( 576 480 ), Hegel (
1770-1831 ) ve Karl Marx (1813- 1883 ) tır.
Herakleitos’a göre “ her şey
karşıtların kavgasından
doğar . evrendeki bütün nesneler bir ve aynı unsurun değişmeleridir. “ Herakleitos’a
göre savaş bütün şeylerin babasıdır.
Hegel’e göre diyalektik, ilerlemeyi sağlayan güçtür. Varlık özü
gereği, kendini aşar ve karşıtına dönüşür. Var olmak oluş halinde
bulunmaktır. Dünya, evrensel düşüncenin gerçekleşme yolunda
bulunduğu büyük yapının küçük bir parçasıdır. Dünya yavaş yavaş sönüyorsa,
bu gerçekten tükenmez yeni bir organik hayat haline gelmek içindir. Doğalaşma
sonucu en yetkin organizma olan insan meydana gelmiştir.
Yaratıcı düşünce kendisini
yansıtacak aynayı böylece bulmuş olmaktadır. Artık, madde dünyasında
başlıca bir doğalaşma olmayacaktır. İnsana beliren evrensel bilinç
evrimine, doğalaşma sürecinden çok daha büyük bir hızla kendi alanında
devam edecektir. Bilinç, çelişmeleri uzlaştırarak kendi bütünlüğüne doğru
yürümektedir. Doğalaşmış bilinç
yeniden kendine dönmektedir. Çünkü kendisini insanda yeniden yakalamıştır.
Karl Marx’a göre diyalektik evrimi maddesel ve gerçek temeline
oturtmak gerekir. Diyalektik evrim, önceden
var olan bilinçsel bir gücün yönettiği bir evrim değil, maddenin bizzat
varlık nedeni olan kendi hareketlerinden doğan maddesel bir evrimdir. Varlık,
zıtlık ve bundan ötürü de hareket demektir. Maddeseldir. Bilinç maddeyle
aynılaştırılamıyacağı gibi ayrıştırılamaz da .

Diyalektik materyalizm doğal gelişme
yasalarını açıklar. Doğada insan eylemlerinden meydana gelen tarih
gibi maddenin diyalektik devinimiyle gelişmektedir.
Diyalektik materyalizm’in dayandığı temel BİLİMDİR.
Bilim insan bilincinin dışında bulunan ve insan bilincine bağlı olmaksızın
var olan her şeyin madde olduğunu ileri sürer. Taş, bitki ve inandan
ısı ışık elektromanyetik dalga, göksel nebülözlere kadar her şey
maddedir.
Lavoisier ( 1743-1794 ) Doğada hiçbir
şey yoktan var olamayacağı gibi, hiçbir şeyin de yok olamayacağını tanıtlamıştır.
Öyleyse madde öncesiz ve sonrasızdır.
Eintein ( 1879-1955 ) zaman uzay birbirine sıkıca bağımlı bulunduğunu
ve biri olmadan öbürünün de olamayacağı doğrulanmıştır. Öyleyse zaman
ve uzay dışında madde olamayacağı gibi, maddesizde zaman ve uzay olamaz.
Diyalektik materyalizmin dört
yasası vardır.
1 ) Evren, her şeyin her şeye bağlı bulunduğu ve birbirinin koşulu
olduğu maddesel bir bütündür.
Örneğin, bütün doğa olaylarının
zincirlemesini, sadece çeşitli alanlarda değil, bu çeşitli alanlar arasında
da izlenebilmesi mümkündür.
2
) Evrim, diyalektik devim ve değişmeyle gerçekleşir.
Örneğin, evren sonsuz çeşitlilikte bir nesneler ve olaylar topluluğudur.
Madde diyalektik devim ve değişmeyle çeşitlenir. Bilim maddenin bizzat devim
olduğunu ve devinimin maddeye dışardan verilmeyip bir iç süreçle
(otomatikman) kendiliğinden gerçekleştiğini tanıtlar.
Metafizik
ve bireyci felsefenin dayandığı
mekanik devim, evrenin statik ve nesnelerin değişmezliğini gerektiriyordu.
Yeri değişen nesnenin kendisi değişmiyordu. Öyleyse evren bir yaratma ürünüydü,
ve yaratıldığı andan itibaren de hiç değişmeden olduğu gibi durmaktaydı.
( Tasavvufta yaratma ve yaratılma yoktur. )
Diyalektik ve otodinamik devim ise her şeyin
her şeyin her an değişmekte bulunduğunu,evrensel yapının sonsuz bir değişme
sürecinden ibaret olduğunu tanıtlar.
Yüzyıllarca önce
Antikçağın büyük diyalektikçisi Herakleitos’un da eşsiz bir sezişle
kavradığı ve söylediği gibi “ Her
şey akıyor, her şey değişiyor. “ du. Ve evrende olduğu gibi
kalabilen hiçbir şey yoktur. Madde bizzat devingen ve devingen olduğu için
de bizzat gelişgendir. Her şeyin her an değişmekte olduğu evrende bizzat değişme
olayı da değişiyor ve yepyeni devim biçimleri meydana geliyor.
Diyalektiğe göre kesin, son, ölümsüz, durgun, saltık, kutsal hiçbir
şey yoktur. Doğasal ve toplumsal her nesne ve olay otodinamik bir devimle
sonsuz bir oluş süreci izlemektedir.
Öyleyse otodinamik devim nasıl
meydana gelir?
Diyalektik materyalizmin üçüncü yasası
otomatik devinim nedenini açıklar.
3
) Her şey
, her şeyle çelişerek devinir.
Devimi
“ Maddenin aynı anda hem kendisinin aynı olması, hem de kendisinin
aynı olmaması çelişkisi sağlar. Her şey, her an, hem kendisinin aynıdır,
hem de kendisinin aynı değildir. Değişmekte ve başkalaşmaktadır.
Nesne ve olaylar sürekli olarak değişmekte olduklarına göre,
karşıtların birliği gelip
geçici, karşıtların çatışması
süreklidir. Daha açık bir deyişle, karşıtların birliği ve çatışması
olayında, kalımlılık çabası arızi değişme çabası
“ mutlaktır “ . Oluşma süresini gerçekleştiren dış ve iç
bütün çelişmelerin yardımıyla, ana iç çelişmenin ana ucudur. Bu ana uç,
olumsuzları yok edip olumluları muhafaza eder, oluşmayı gerçekleştirir.
Diyalektik materyalizmin dördüncü yasası.
4
) Her şey
nicesel değişmelerin, nitel değişmelere sıçramasıyla gelişir.
Örneğin, su 99 dereceye kadar nicesel değişmelerle, su
niteliğinde kalarak evrimi
sürdürür. Yüz derecede birden
bire buharlaşarak nitelik değiştirir. Ve yeni bir nitelik olan buhar niteliğine
sıçrar. Sıfır dereceye kadar soğutulmakla da su niteliğinden buz niteliğine
geçerek nitelik değiştirir.
Her şey karşıtına, olumsuz yanlarını yok edip, olumlu yanlarını
koruyarak daha yüksek bir düzeyde ve daha üstün bir
aşamada dönüşür.
“ Günümüzden 5000 yıl önce Mısır’da bir terzi yaşardı. Bu
terzi yüzbin yıllık bilinç diyalektiğinin oluşturduğu bir düşünceydi.
5000 yıldan beri gök ve yer ölçüleri içinde parlayan bütün ışıklarda,
bu terzinin kıvılcımları vardı.
Terzi Mısır papürüslerinde Hermes Tot adını taşıyordu. Yunanlılar
ona ermiş ya da üç kez bilgin anlamında Trismegiste
diyorlardı. Yahudilere göre HANOK
dur. Araplarca Hermesül Haramis adıyla
anılmaktaydı. Kuran’a göre Adem ve Şit’ten sonra gelen üçüncü
peygamber İDRİS’tir. Yunan
kaynaklarına göre 42 yapıtı bulunmaktadır. Fakat bu papürüsler kayıptır.
Terzi Hermes kendisinden sonra gelen düşünsel akımlara ışık tutan düşüncesi şudur.
İNSANLAR ÖLÜMLÜ TANRILARDIR,
TANRILAR ÖLÜMSÜZ İNANLARDIR.
Varlık birliği düşüncesini açıklayan Hermetizm’in kökleri
Hermes’den çok daha önce oluşmuştur. Gerçekte düşünceler hiçbir zaman
tek kişinin malı olmamıştır. Ancak, yavaş yavaş oluşan düşünceler,
evrensel diyalektikte tam yerine oturmuş bir etkileyici bir sisteme kavuşmaktadır.
Hermes’te insanlık evriminin başlarını tutan talihli kafalardan biridir.
Hermes’in öğretisi eski Mısır’ın Teb ve Memphis tapınaklarının
büyük ve kutsal sırrıdır. Mermesin öğrencilerinden Askelopis büyük
ustanın şu sözlerini açıklamaktadır.
“ İnsanlar ölümlü tanrılardır,
tanrılarda ölümsüz insanlardır. Eşyanın dışı içi gibidir. İç ve dış
arasında hiçbir ayrılık yoktur. Küçük büyük gibidir, küçükle büyük
arasında hiçbir ayrılık yoktur. Evrende hiçbir şey ne iç, ne dış, ne küçük,
ne büyüktür. Bir tek yasa ve o yasanın gördüğü bir tek iş vardır.
Bu sözlerin anlamını anlayan, gerçeği görür. Kimi insanlar bu
anlayışları olağan üstü çabaları ve yetkinlikleriyle öteki insanların
görmediklerini görebilirler. Oysa nedenler nedeni daima gizlidir. Çünkü
sonsuzlu, pek kısa bir son olan zaman ve gene pek kısa bir son olan mekan içinde
anlaşılamaz ve anlatılamaz. Bizler ancak öldükten sonra onu anlayabiliriz.
Çünkü yaşarken zaman ve mekanla sınırlıyız. SINIRSIZLIK, SINIRLILIK İÇİNDE
KAVRANAMAZ.
İşte din ve felsefeleri
binlerce yıldan beri etkileyen kaynak buradan gelmektedir.
Hermes’e göre “ İnsanca ölümlü
olmakla, Tanrıca ölümsüz olmakta elimizde. Ancak HİYOROFON denilen başrahibin
inisiye olan rahibe yaptığı uyarı da çok çarpıcıdır. Ve ona şöyle
seslenir.
“ Her akıl bu gerçeği
kavrayamaz. Büyük sırrı gönlümüzde saklayarak, eylemlerimizde söyleyelim.
Bilim gücümüz, inanç kılıcımız, sukut kalkanımız olsun. Ufaklıklar ki
büyük çoğunluktur. Ya aptal ya da kötüdürler. Aptallar bu gerçek karşısında
akıllarını büsbütün yitirirler,. Kötüler, bu gerçeği kötüye
kullanarak büsbütün kötülük ederler. Gerçeği gizlemekten başka çıkar
yol yoktur. BİLME, BULMAK, SUSMAK , GEREKİR.”
Yunanlı Heroleitos’a ( 576-480 ) göre olmak ve olmamak aynı anlamdadır,
aynı şeydir. Eğer bunlar aynı şey olmasalardı, değişerek birbirleri
olamazlardı. Yaşamam fırtınasında varlık durmadan yokluk, yokluk durmadan
varlık olmaktadır. Evren var olmakla
yok olmanın sonsuza kadar birbirini kovalamasıdır. Her şey ancak karşıtların
kavgasında doğar. Hava ateşin, ateş
havanın ölümünü içinde taşır, başka bir deyişle ateşte havalık,
havada ateşlik vardır. HER ŞEY SOSUZA KADAR DEĞİŞMEKTEDİR. ( Bu ana düşünceler
Hegel ve Marx’ı doğoracaktır )
Bütün şeylerden bir şet, bir şeyden bütün şeyler. Diyebilen
ilk Antikçağ düşünürüdür. Efes’li anlaşılması çok zor olduğu için KARANLIK lakaplı
HERAKLEİTOS.
Tasavvufun ana düşüncesi şudur:
Yaradılış
diye bir şey yoktur varlık birliği vardır. Varlık evrende ne varsa canlı
cansız, tümünde belirmektedir. Ne başlangıç vardır, ne son, var olan,
varlığın belirtileridir. İnsan da , hayvan da, bitki de, maden de aynı varlığın
çeşitli görünüşleridir. Hiçbir şeyin kendine özgü bir varlığı
yoktur.
Yukarıdaki Herakleitos’un düşüncesi ile tasavvuf düşüncesindeki
ortak noktalar açık seçik bir şekilde görülmektedir.
Tasavvuf bilginleri akılcı ve
bilimsel düşünür. İslam kurallarını akla ve çağlarının bilimsel
verilerine göre yorumlamışlardır.
İlk tasavvufi düşünceler şöyle özetlenebilir.
Tanrı, kitabında, ben her şeyi kapsarım, ben insanı ruhumdan üfledim.
Önce ve sonra, açık ve gizli benim. Yüzünüzü nereye dönerseniz beni
orada görürsünüz demektedir. Bu sözlerin açık anlamının altındaki
gizli anlamı, her şeyin tek varlığın ürünü olgusudur. ( VAHDETİ VUCUT
). Ama peygamberler karşısındakilere akıllarının alabileceği kadarını söyleyebilir.
Putlara tapıldığı bir çağda, o taşların bile gerçekte tanrının bir
tezahürü olduğunu elbette söyleyemezlerdi. Gerçek anlamın bir süre
gizlenmesi, din iyice oturunca ve akıllar geliştikçe
alıştıra, alıştıra açıklanması gerekiyordu. Hz.Ali de bu gizli
anlamları Peygamberden açıkça öğrenmişti. O da bunları açıklayamazdı.
Ki onun sıfatlarından birisi de SIRRULLAH’dır. Hz. Ali’nin torunu
Zeynelabidin de şöyle diyor. “ Nice
bilim cevheri var ki, eğer onları açıklayacak olsam, beni puta tapmakla suçlar,
kafamı kesersiniz.
Bu ana düşünce gittikçe gelişerek tam bir maddecilik karakteri göstermektedir.
“ Her şey tek şeydir. Ne başlangıç vardır ne de son, ne yaratan
vardır ne de yaratılan, evrendekilerin tümü aynı varlığın tezahürleridir.
Daha açık bir değişle aynı varlık.”
XIV. yüzyıl mutasavvufu Şayh Bedrettin Varidat adlı yapıtında, ağacın ben tanrıyım demesi, bir insanın da bu sözü söyleyebileceğini
gösterir. Değilmi ki bütün evren Tarının görünüşüdür, o halde kim
ben O’yum derse yalan söylemiş olmaz.
Tasavvuf felsefesini “ Hiçbir
şey yoktan var olmaz “ Parmanides ile “
Her şey karşıtı ile gelişir “ Heraklietos’un
yaklaşımlarından etkilenmiştir.
Ben Tanrıyım diyen MANSUR.
Suyun rengi kabın rengidir diyen, Cüneydi Bağdadi.
Tanrıyı görmek isteyenler eşyaya bakın diyen Muhuddin-i Arabi’nin
bu sözleri gibi, kimi tasavvuf bilginlerinin açık sözleri, islam
tasavvufundaki Tanrı; evrenin toplamından başka bir şey değildir diyen
Pantaizme yaklaşmaktadır.
Muhiddin-i Arabi ( 1165-124o ) İrfan Aynası adlı yapıtında şöyle
der. “ O bir elçi gönderdi. Kendisinden,
kendisiyle,kendisine.
“
Şu manaları da unutma; Ezel şu andır, ebet şu andır, kıdem şu andır,
Yani; Ezel, ebet, kıdem şu içinde bulunduğumuz ve göz açıp kapayacak
kadar bir zaman içinde elden çıkardığımız vakte sığdırılmıştır.
İŞ BU VAKTİN İÇİNDE KENDİNİ ARA.
Araz, cevher ne varsa; yani öz çekirdek ve bu çekirdeklerin sonradan
meydana getirdikleri ki bunlar MÜKEVVENAT
tabir edilir. Bütün bunlar Hakkın vücududur. Varlığıdır. ( Mükevvenat-
yaratıklar, varlıklar. ) Bütün bunların sırrı, bir zerrenin içinde saklıdır.
Zerrelerden herhangi birinin sırrı çözülsün, işte o zaman görülecektir
ki bütün mükevvenatın sırrı meydandadır.
Yüce Allahın zatına bağlı sıfatlar
her an bir değişik şekil almaktadır.
Şeyh Bedrettin ( 1357-1420 ) Varidat adlı yapıtında “ Her nesnede
hatta her zerrede bütün alemler mündemiçtir. Görülmez ki, tasavvuf
itibariyle bir tanede bir ağacın hepsi gizlenmiş olduğu gibi, tane dahi ağacın
her cüzünde gömülüdür, Alemler de böyledir.
Bütün cüzleriyle kendi aslında, o asıl da alemlerin her birinde mevcuttur.
Öyleyse bütün alemler her zerrede bulunduğu şüphesizdir. HER
GÜZEL ŞEY CENNET VE HER KÖTÜ ŞEY CEHENNEMDİR.
Giordino Bruno ( 1548-1600 )
Aristotales’in evreni bölümlere ayırmasına karşı çıkarak, Tanrı ve
evren bir ve aynı şeydir . Tanrı, evrenin yaratıcısı değil kendisidir. Ne
yaratan vardır ne de yaratma eylemi, olmakta olan şey vardır. Evren-Tanrı
sonsuz büyüklükte nasıl bulunuyorsa, sonsuz küçüklükte de öylece
bulunur. Sonsuz gerçek olarak onun her yerde bulunması yüzünden doğada her
şey canlıdır. Ve hiçbir şey yok olmaz.
Öz de olsa tasavvuf düşüncesini
aşağıdaki yaklaşımla vurgulayabiliriz.
“Eski Mısır tanrılarından Yahudiliğe, Hıristiyanlıktan İslamiyet’e
, Brahmanizm’den Budizm’e varıncaya kadar bütün dinlerin anlatmak istediği
gerçek apaçık ortadadır. Eski Yunanlılar bu gerçeği DELF tapınağının
kapısına yazmış olduklarını biliyoruz.
KENDİNİ BİL
SONUÇ :
Hermes büyük sırrı, ancak öldükten sonra anlayabiliriz demekteyse
de, yine Hermes’e göre insanca ölümlü olmakta, Tanrıca ölümsüz olmakta
elimizde. Yine Harmes sukut kalkanımız olsun diyor. Tabi ki yerinde ve zamanında.
Herakleitos, hem tasavvuf düşüncesini hem de diyalektiği etkileyerek,
iki öğretiye de kaynaklık etmiştir. Sokrates bile, kendisine
Heraklietos’un yapıtını okuyan Eripides’e şöyle der; “ Amladıklarım
çok güzel. Öyle sanıyorum ki anlamadıklarım da. Herakleitos’un
derinliklerine inebilmek için Delos’lu bir dalgıç gerekiyor. “
Heraklietos’a KARANLIK deniyor, zor anlaşılması nedeniyle. Eğer karanlık
olmasaydı, birinci Hallac-ı Mansur olurdu. Bütün tasavvuf bölümünde,
maddenin esas olduğu, kaynaklanma noktsının ilk uygarlık belirtilerine kadar
indiği, açık bir şekilde görülmektedir.
Hegel ve Marx’ etkileyen Herakleitos, bütün taavvuf bilginlerini de
etkilemiştir.
29. Mart. 1976
Özkan
ARAS
Kaynakça:
Felsefe Sözlüğü O.Hançerlioğlu.
Düşünce Tarihi O.
Hançerlioğlu.
Tarih Boyunca İlim ve din Adnan Adıvar.
Eski Mısır ve Mezopotamya’da Tıp,
Astronomi,Matematik . A. Sayılı.
Varidat
Şeyh
Bedrettin.
İrfan Aynası.
Muhiddin-i
Arabi.
Doğanın Diyalektiği. F.
Engels.
Diyalektik
Materyalizm. İ.
Kusinin.