![]() |
D İ N L E M E K
İnsan yaşamında,konuşmak ve susmak kadar dinlemenin de büyük bir yeri ve önemi olduğunu biliyoruz.
Konuşmak ve susmak gibi,dinlemenin de bir sanat olduğu görüşü çok eskilere dayanmaktadır. Eski Yunan öğretisindeki diyoloğun,zamanla kaybolup,yerini usta ya da öğretmenin anlattığı ve sorular sormadığı,öğrencinin de yanıt vermeyip sadece dinlediğini görüyoruz. Bu suskunluk zamanla daha da önem kazanarak,Pythagoras’cı kültürde,öğrencinin beş yıl boyunca sessizliğini koruması şeklinde kurallaşıyor. Öğrenciler ders sırasında soru sormuyorlar ve konuşmuyorlar,dinleme sanatını geliştiriyorlar.
Dinleme sanatı hakkında ilk yazılı bilgileri Plutarkhos’un MS. 50-120 “ Dersleri Dinleme Sanatı “ adlı yapıtında görüyoruz. Plutarkhos bu yapıtında “ Okula başlamanın ardından,tüm yetişkinlik yaşamımız boyunca LOGOS’u dinlemeyi öğrenmemiz gerektiğini söyler. Ancak bu şekilde neyin doğru,neyin aldatıcı olduğunu,neyin retorik,neyin gerçek olduğunu söyleyebileceğimiz için,dinleme sanatı büyük bir önem taşır. Dinleme,sizin ustalarınızın denetimi altında olmadığınız,ama Logos’u dinleme zorunda olduğunuz gerçeği ile bağlantılıdır” der. LOGOS Yunanca,usla kavrama,us ve usa dayanan söz,bilgi,bilim dir. Aynı zamanda logos,insanda düşünce,doğa da yasadır.
Burada önemli olan,söyleyen kadar dinleyenin de aklın,mantığın ve bilginin kurallarına uygun davranmasıdır. Eğer bir konuşmanın içeriği bundan yoksunsa ya da dinleyen,bir dinleyicide aranan niteliklerden yoksunsa,amaca varılamaz.
Kutsal kitaplardaki “ Önce Söz Vardı “ deyimi,sözün önemini vurgularken,aynı zamanda dinlemenin de önemini kapsadığı kanısındayım. Yoksa dinleme olmasaydı sözün ne önemi olabilirdiki.
Konunun tarihsel ve felsefi yönünün kısa bir özeti yanında,sosyal ve psikolojik yönlerini ele alıp araştırmaya çalıştığımda,ne kadar az şey bildiğimi anladım. Dinlemenin insan yaşamındaki önemine karşın,nasıl olur da bu kadar ilgisiz kalındığına başlangıçta bir anlam veremedim. Fakat konu hakkında bilgilerim derinleşip genişledikçe,nedenini kavramaya başladım,kavramaya başladığım da, DİNLEMENİN ÇOK ZOR VE ÇETİN BİR İŞLEV VE AYNI ZAMANDA BİR SANAT OLDUĞU “ gerçeği idi.
Konuşma,varlığını dinlemeye borçludur. Bu nedenle iyi bir dinleyici olmadan,iyi bir konuşmacı olamayız. Sosyal yaşamımızda da dinleyerek,konuşmayı ve bilgiyi öğrenirken,aile ve öğretmenlerin kullandığı uyarı sözcüklerinin başında “ DİNLE “ geldiğini biliyoruz. Bu uyarıya da uymada pek başarılı olduğumuz söylenemez.
Bazı araştırmacılara göre; dinleme yeteneğinin geliştirilmesi ihmal edilmiştir. Şimdiye kadar dinleme yeteneğinin artırılması için,ilkokuldan yüksekokullara kadar öğrenciye şu uyarıdan başka verilen esaslı bir şey yapılmamıştır.” Dikkat Ediniz “. Fakat dinleme düşünsel bir beceridir ve pratikle geliştirilebilir.
Yine yapılan araştırmalara göre,normal bir öğrenci üniversiteden oldukça iyi bir okuyucu ve kötü bir dinleyici olarak çıkar ve hayata atılır; fakat içinde yaşamaya zorunlu olduğu toplumda ondan okuduğunun en aşağı üç katı dinlemesi istenir.
Dinlemek bir insanın rahatça oturup ses dalgalarının kulaklarına girmesine izin vermesi değildir. İyi dinlemek çaba ve katılım gerektirir. Fakat buna giden yollarda da bir çok engel vardır. Bunlarda biri de, bizim konuştuğumuzdan çok daha hızlı düşündüğümüzdür.
Konuşma konusunda beceri geliştirmek için bazı okullarda ve yerlerde kurslar verilir; ancak bunun bir parçası olan DİNLEME konusunda hiç bir yerde kurs ya da bir öğretiye rastlamıyoruz.
Başarılı bir iletişim açısından gerekli olan “ anlayabilmek için dinleme “ kişinin rastlantılara bağlı olarak kendi kendisini eğitmesine bırakılmıştır. Bazı kişiler doğuştan iyi bir dinleyici olabilir; ne var ki, bu kişilerin sayısı azdır. İyi bir dinleyici olabilmek için, çoğu insanın bilinçli bir çaba harcaması ve yeni beceriler geliştirmesi gerekir.
Karşımızdaki insanın söylediğini sadece işitmek değil, gerçekten duyabilmek için neler yapabileceğini inceleyelim.
Psikolog Doğan Cüceloğlu’nun , Yeniden İnsan İnsana adlı yapıtında, dinlemenin bir çok türü olduğunu görüyoruz.
Görünüşte dinleme : Bazen karşımızdaki kişi dış görünüşüyle dinliyormuş gibidir. Fakat iç dünyası bambaşka yerdedir, ya da kafasında bizim söylediklerimizden daha önemli bir konu vardır.
Seçerek dinleme : Kimileri konuşanın söylediklerinden sadece kendi ilgilendikleri bölümü duyar, diğer söylelenleri dinlemez. Bu tür dinleyiciler dikkatlerini çekecek bir sözcük ya da bir ifade ortaya çıkıncaya kadar “ görünürde dinleyici “ olarak kalırlar. İlgilerini çeken para, bir meslek, belirli bir kimse ya da cinsiyet gibi farklı konular olabilir. Eğer onların ilgilendiği bir konuda konuşmuyorsak, bir duvarın karşısına geçip konuşmamızdan pek farkı olmaz.
Duygusal dinleme : Sürekli olarak belirli duygusal tonu taşımak isterler. Ne söylerseniz söyleyin bu tip dinleyiciler, her söylenenden bir espiri veya bir hüzün çıkarmaya çalışırlar. Kendi ilgilendikleri duygunun dışında işittiklerini, hemen o anda unuturlar, bir daha hiç hatırlamazlar.
Savunmacı dinleme : Ne duyarsa duysun her söyleleni, kendine yönelmiş bir saldırı sayar ve hemen karşı savunmaya geçer.
Tuzak kurucu dinleme : Bu tipler hiç seslerini çıkarmadan dinlerler, çünkü bunlar dinledikleri bilgilerden yararlanarak, karşısındakini zor duruma sokacak fırsatları yakalamaya çalışırlar.
Yüzeysel dinleme : Bu tür dinleme özelliğine sahip kişiler, konuşanın kullandığı kelimelerin yüzeyinde kalır ve asıl altta yatan anlamına ulaşamazlar. Toplumun geleneksel kesimlerinde, açık seçik, doğrudan doğruya iletişim kurmak genellikle “ ayıp “ sayıldığından, kelimelerin altında yatan anlamların anlaşılması beklenir; söylenenleri yüzeysel düzeyde anlayan kişi “ SAF “ biri olarak algılanır.
Psikolojik yapımıza göre belirtilen dinleme türlerinin bir veya bir kaçına sahip olabiliriz. Nasıl bir dinleyiciyim diye kendimize sorduğumuzda, bunu öğrenmek için bir kaç gün dinleme davranışımıza dikkat etmemiz gerekir. Davranışımızı değiştirmeye kalkmadan sadece kendimizi gözleyelim. Dinlediğimiz zaman kaç kez gerçekten dinliyoruz, ya da daha önce söz konusu olan dinleme davranışlarından hangisini gösteriyoruz. Bunların farkına varmaya çalışalım. Gerçekten dinliyor muyum diye kendi kendimize soralım.
Bu araştırmaların ışığında ne kadar az dinlediğimizi gözleyerek, hayrete düşebiliriz. İnsan, zamanın çoğunu dinlemiş gibi görünüp de dinlemeden geçirmesi, ilk bakışta üzücü gelir. Demek ki dinler gibi görünen kişilerin çoğu, dinlememektedir. Ne kadar üzücü olursa olsun, gerçek bu; kulağa ulaşan her söz dinlenmiyor.
Niçin dinlemiyoruz : Her şeyden önce, günün büyük zamanı dinlemekle geçiyor; sınıfta, evde, toplantıda, iş yerinde, yolda, televizyonda, radyoda. O kadar konuşma var ki, bütün bunlara dikkat edilecek olunursa, sinir sistemimiz yorulur. Sinir sistemi kendini korumak için dikkati her zaman yoğun bir odak noktasında tutmaz, ancak “ ilginç “ bulduğu, başka bir deyişle, o anda içinde bulunduğu fizyolojik ve psikolojik gereksinmeler çerçevesinde anlamlı olan noktalara dikkati toplar. Karnımız açsa yemek konusu, evimizle ilgiliyse ev konusu ilgimizi çeker. Belirli bir kimseye karşı özel bir ilgimiz varsa, onun adı geçtiği zaman “ kulak kesiliriz “.
Diğer bir neden de, dakikada 600 kelimelik bir konuşma hızını rahatlıkla anlayabilecek bir sinir sistemine sahip olduğumuz halde, normal konuşma hızının dakikada ancak 100 ile 140 kelime arasında olmasıdır. Bu demektir ki, her dakika en azından 460 kelimelik bir zaman süresinde zihin boş kalır diye düşündüğümüzde gerçeği kavramaya başlarız.
Bu zamanı, insan kafası kendinde var olan malzemeyle doldurur; bir başka deyişle, kendisi için daha önemli sorunlara döner ve onlarla ilgilenir. İşte kendini “ iyi dinleyici” olarak eğiten kişiler, bu “ boş zamanı “ konuşanın neyi ve ne demek istediğini düşünerek kullanırlar. Kendi sorunlarına dönmezler, kuşkusuz bunu yapabilmek o kadar kolay değildir, bu bir eğitimden geçmeyi gerektirir.
Dinlemek anlamayı gerektirir : Yine de dinlemek insanı mutlaka anlamaya götürmüyor. Söyleneni söyleyenin tarzında, onun anlamında anlayabilmek sanıldığı kadar kolay değildir.
Bir kimseyle konuşurken, onun demek istediği ile bizim anladığımızın aynı olup olmadığını denetlemeye “ geri iletim “ adı verilir. Daha çok askerlikte, emir tekrarı, bu sayede yanlış anlamalar önlenir.
Yardımcı olmak için dinleme : Bir kişi diğerine değer verdiği, hoşlandığı ya da sevdiği zaman, onun sorunlarını çözmeye yardımcı olmak ister. Onun için çoğu kişinin bir dert ortağı, bir dostu vardır. Gözlemlere göre, bir kimsenin ne kadar iyi niyetli olursa olsun, söz konusu kişinin sorununu onun adına çözebildiği görülmemiştir. Bir kimseye yararlı olabilmenin tek yolu vardır., o da karşımızdakini dikkatle dinlemek ve onunla kalben ve kafaca beraber olmaktır. Bir başka deyişle , karşındakini duyarak dinlemektir.
Dinle uyarısının, öğüt vermek ya da otoriteye boyun eğmek anlamında da algılandığını biliyoruz. Özellikle çocukluğumuzun öğrenme döneminde, söz dinleme anne-babanın söyledikleri doğrultusunda davranmaktır. Söz dinlersen “ ödül “ dinlemezsen “ ceza “ alırsın dayatmalarıyla karşılaşırız. Belki de dinlemeye karşı isteksizliğimizin nedenlerinden biri de bu olabilir.
Eğitim süreci boyunca dinleme nedir? nasıl dinlenilir? Bunu başarabilmek için neler yapmamız gerekir diye en basit bir bilgi verilmediğini görüyoruz. Yaşam boyu, insana dinle denir de; nasıl dinlenileceği öğretilmez.
Psikiyatrist Scott Peck çocuklar, bireyler ve eşler arasında dinlemenin önemini şöyle açıklıyor.
“ Çocuğunuzun anlattıklarını dinlemekle ona önem verdiğinizi göstermiş olursunuz. Konferans veren bir yetişkine, değer verdiğiniz için onun konuşmasını dinlediğinize göre, çocuğunuz için de aynı şeyi yapmalısınız. Çocuk kendisine değer verildiğini, önemsendiğini bilince kendine güveni artar. Çocuklarınıza değer vererek, onlara değerli kişiler olduklarını öğretirsiniz. Ayrıca, çocuklar kendilerine değer verildiğini anladıkça daha önemli konularda konuşmaya alışırlar. Çocuğunuzun o yarım yamalak cümleleriyle onun size anlatmaya çalıştığı şeylerin değerli olduğunu anlarsınız. Çocuğunuzu yeterince dinlerseniz, onun olağanüstü bir kişiliğe sahip olduğunu görecesiniz. Çocuğunuzun değerini anladıkça onu dinlemeyi daha çok isteyeceksiniz. Ayrıca çocuğunuzla ilgili bilginiz arttıkça ona daha çok şey öğretebileceksiniz. Çocuklarınız sizin onlara değer verdiğinizi anladıkları zaman, onlar da sizi daha çok dinlemeye başlayacaklardır.
Gerçek dinleme; kişinin kendi ilgi alanından vazgeçmesi ya da ona geçici olarak ara vermesi, konuşanın dünyasına girmesi, kendini onun yerine koyup dünyaya onun gözüyle bakmasıdır. Konuşmacıyla dinleyicinin bir bütün olması aslında kendi sınırlarımızı genişletmemiz anlamına gelir ve bu uygulamadan her zaman yeni bir bilgi edinilir. Gerçek dinleme, geçici bir süre için başka birini tümüyle kabullenmek anlamına gelir. Konuşmacı, bu durumun bilincine varınca,kendini daha güçlü hisseder ve dinleyiciye zihninden geçen her şeyi aktarmaya başlar. Bu gerçekleşince de konuşmacı ile dinleyici, birbirini daha iyi anlamaya başlarlar.
Eşlerin çoğu birbirini gerçek anlamıyla dinlemezler. Evli çiftler bize danışmak ya da terapi görmek için başvurduklarında, olumlu sonuç alabilmek için onlara öncelikle dinlemeyi öğretmek isteriz. Gerçek dinleme süreci başladıktan sonra bir eşin diğerine şöyle dediğini sık sık duyarız “ yirmi dokuz yıldan beri evliyiz, ama seni bugüne kadar iyi tanıyamamışım “
Sonuç olarak, insandaki dinleme yetisi felsefi, sosyal, fizyolojik ve psikolojik bakış açısından ele alındığında, bunun hiç de kolay anlaşılır ve uygulanır bir şey olmadığını izledik. Dinlememizi etkileyen o kadar çok engel var ki , o nedenle iyi bir dinleyici olmak, iyi bir konuşmacı olmaktan çok daha zor.
Fizyolojik olarak dinleme, konuşmaktan çok daha fazla çaba,dikkat ve enerji gerektiriyor. Dinlerken düşüncenin belirli bir disiplin altına alınması sinir sistemimizi yoruyor.
Dinlemeyi psikolojik yönden ele aldığımızda, konuşanın nitelikleri ve bizdeki izlenimi yanında, dinleyenin psikolojisi de önemli yer tutar. İlk başta her insandaki “ ben duygusu “ ne kadar bastırılırsa bastırılsın ya da kontrol altına alınırsa alınsın, yok edilemez. Bu nedenle insan, karşısındaki insanın düşüncelerine kolay kolay teslim olmaz ve kulak vermez. Daha ilk başta önünde manyetik bir kalkan oluşturur. Eğer konuşma konusu ilgi çekici ve sunuş retorik kuralara uyuyorsa, bu kalkan yavaş yavaş yok olur. Sonuçta dinleyen ile konuşan arasında iletişim kurulur. Daha sonra, dinlemedeki elde olmayan sorunlar ortaya çıkar. Bunlar konunun kavranamayışı, düşüncelerimize uymayışı, o günkü psikolojik durumumuz, dinleme konusundaki eğitimsizliğimiz önemli rol oynar.
Sosyal olarak birbirimizle olan çatışmalarımız ve anlaşamamazlığımızın temelinde yatan nedenlerden biri de birbirimizi yeterince dikkatli dinlemediğimizdendir. Ayrıca iyi bir dinleyici olmak, söyleneni dinlemek, karşısındakine kendisini dinlettirme olanağı verir.
Akademik kurullardan, ulusal meclislere, aileden, derneklere kadar çoğu yerde, birbirimizi dinlemediğimiz gerçeği ile karşılaşıyoruz. Zaman zaman da konuşanı sonuna kadar dinlemeden sözünü kesip susturuyor, bazen de bunun için kaba kuvvete başvuruyoruz.
Dinlemedeki tüm bu olumsuzluklar sonucu; İnsanoğlunun “ Dinleme özürlüsü “ olduğunu söylemenin haksızlık olmayacağı kanısındayım.
Konuşanın sözü kesilmeden, sonuna kadar dinlenen, bitiminde, tüm dinleyenlere konu hakkında düşüncelerini açıklama hakkı verilen nadir topluluklardan birinin de masonluk olduğunu, büyük bir kıvançla söyleyebilirim. Burada, aynı zamanda dinleyerek de nasıl konuşulacağını öğreniyoruz. Ve yine öğreniyoruz ki eğer dinlememişsek, soru sormak ya da düşüncelerimizi açıklama olanağını da yitirmişizdir.
Dinlemenin tüm kurallarına uyum sağlayarak başarılı bir dinleyici olmak için doğanın da sesinden öğrenecek çok şeyimiz olduğunu bilmeliyiz..
Tüm bunlardan da önemli olan dinleme ; Üst.Muh.’in her toplantıda “ Mason, ara sıra günlük yaşamın kaygılarından uzaklaşarak düşünceye dalmalı ve VİCDANININ SESİNİ DİNLEMELİDİR “ tümcesinde vurgulanmaktadır.
Önemli olan o sesin dinletisi doğrultusunda yaşamımızı sürdürmektir. Her ne kadar vicdanımızın sesini dinlemek çoğu zaman işimize gelmiyorsa da, kanımca bizi aldatmayan tek dinleme bu dinlemedir.
Ocak. 2000 ÖZKAN ARAS
Kaynakça :
Kendini Bilmek M. Foucault
İnsan Mühendisliği N. Osmay
İnsan İnsana D. Cüceloğlu
Sevgi Dün.Giden Yol S. Peck