Bektaşi ölmez, Hakka yürür . Hak dosttur, dost ise özdeştir bizimle; böylece öz bir olduğu için sadece görünüşteki ikilik ortadan kalkar. Ve bu evrendeki her şey için geçerlidir. Yine evrendeki tüm şeyler TEK’in görünümlerdir. Gerek dinlerin ve inançların , gerekse felsefelerin aradıkları ve buldokları aynı gerçeğin, değişik dillerdeki ifadesinden başka şey değildir. Bilim de bu günkü düzeyiyle bunu kanıtlamaktadır.

BEN’LİK          

            Benlik, varlığı sürdürme güdüsünün vazgeçilmez bir düşünce biçimidir. Bu genetik olgunun, kişinin dış dünya ile ilişkilerinde ortaya çıkan bir çok olumsuzluklarla da birleşince ortaya, egoist, mutsuz, kuşkucu, kendini evrenin merkezi sayan budala bir insan modeli ortaya çıkar. Bu nedenle bir çok öğreti, çağlar boyunca bu bencillikten kurtulma yollarını insana ve insanlığa sunmuştur.

ÇOCUKLUK

            İnsan iki kez çocukluğunu yaşar. İlk çocukluk insanın Tanrıya yanık olduğu bir çağdır. Büyüdükçe, çevresinin etkisiyle olumsuzlara sürüklenir, hırsları, hazları nedeniyle.

            İkinci çocukluk, yaşlığının, dönemidir, hırslar ve hazlar azaldıkça, gerçeğe yani o saf yalınlığa döner. Uğruna savaşlar verdiği şeylerin hiç de önemli olmadığını alamaya başlar, eski saflığa kavuşmaya başlar.

            Onun içindir ki çocuklar ve yaşlılar çabuk ağlarlar ve torunlarda dedeler arasında anlayış ve dostluk yaşanır. ÇÜNKÜ  İKİSİ DE ÇOCUKTUR.    

DİN VE İNANÇ

            Din bir inançtır, fakat kendimizin düşünerek, arayarak bulduğu bir olgu değildir. Bize seçme hakkı verilmeden, çocukluğumuzdan beri aşılanan, hatta zorla ve tartışmaya bile izin verilmeden inanmamız istenen bir düşünce ve yaşam biçimidir.

            İnsan beyni 13-14 yaşlarında, öğrenme yetisinin en yüksek düzeyindedir. Bu nedenle din doğması bu yaşa kadar beynimize adeta kazınır. Bir düşünürün dediği gibi “ Bir önyargıyı parçalamak, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.                                                 

İNANÇLAR VE DİNLER

            Bilindiği gibi, (Büyük Doğu Şövalyeliği) Zerdüşt  öğretilerini ve bunların Yahudi öğretileri etkilerini inceler. Fakat bununla da yetinmez. Felsefe ve din tarihleriyle ilgilenmek ve bunlar hakkında incelemeler yapmayı Masonların görevleri arasında sayar. Ve bizi şöyle uyarır. “ Herhangi bir din çevresinde yetişen kişi, ancak o dini üşünmek alışkanlığındadır. Bütün hakikatin sadece kendi dininde toplanmış olduğunu zanneder “.

            Kanımca dinler arasında çatışmanın kaynağı da bu kısır düşüncelerdir. Halbuki dinler tarihini incelediğimizde, üç Sami dininde Mısır,Sümer,İran ve  Hint inançlarının izlerini görebiliriz. Daha genel bir bakışla, tüm inanç ve dinlerin güçler, savaşlar ve ticaretin iletişim sonucu birbirlerinden etkilendikleri gerçeğine varırız.

            İnanlar ve dinler konusunda bilgimiz genişleyip derinleştikçe, şu uyarıyı sadece bilmekle yetinmeyip,düşünce dünyamızın rehberi yapmanın bilincine ulaşırız.

“ Tanrı ile akılınız arasında başka birinin girmesine izin vermeyiniz. “                   

KURALLAR

            Dikkatli ve tarafsız bir gözle izlersek, çoğu insanların şeriat yani kurallar aşamasında, yine büyük bir bölümünün de yolda; tarikatta takılarak dolanıp durduklarını görüyoruz. Burada araç,  amaç olarak algılanmakta, ya da herkesin işine geldiği için, öyle empoze edilmektedir. Pek az kişinin varabildiği esas amaç olan gerçek “hakikat” aşaması ise, ender rastlanır. Bunlar gerçeğin doğası gereği kendilerini açıklamazlar. Bu bilinmezin perdesini biraz aralayanlar da bunu yaşamlarıyla öderler. İnsan insanın kurdudur. Bu zorunluluk, ya da, çıkar “ yoksa”, kimse kimsenin kolay kolay üstünlüğünü tanımaz.

            Her inanç din ve felsefe araçtır, amaç gerçeğin bilgisidir. Bununsa yöntemleri vardır ve aşama aşamadır. Birinci aşama kurallar,yasalardır. İkinci, izlenecek yoldur. Üçüncü ,bilgilenmedir. Dördüncü, gerçeklerin, farkında lığıdır Bu Tasavvufta şeriat, tarikat, hakikat ve marifet kapıları olarak adlandırılır.   

 

Özkan ARAS