![]() |
AYNA
Delikanlı olsaydım, ayna konusundaki düşüncelerime şu sözlerle başlardım. Ayna ayna, benden yakışıklısı var mı?Ama yaş yarım yüzyılı geçince ister istemez şu dizeleri anımsıyor insan.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.
Ayna bakmasını bilene değil, görmesini bilene gerçek bir dosttur. Bakıp da göremeyene ya da görmek istemeyene, DEV AYNASI olur. Kendini dev aynasında görenin düştüğü gülünç çıkmazlarda bilinen bir şey.
Aynayı felsefi yönden ele aldığımızda içerik zenginleşir. İlk aklıma gelen Narkissos’un mitolojik öyküsüdür. Yalnızlığı seven dağlar perisi Ekho “Yankı”,Narksissos’u görünce ona aşık olur. Fakat Narksissos ona yüz vermez. Buna kızan tanrılar onu cezalandırmak ister. Nehir perisinin oğlu olan Narksissos, bir pınar başında dinlenirken, durgun suya bakar ve oradaki yansımasını görür ve kendine aşık olur. Yemeden içmeden kesilir ve kız kardeşleri ırmak ve çeşme perilerinin çabalarına rağmen ölür Narksissos. Ve öldüğü yerde başı öne eğik “ suya bakarcasına” duran bu gün NERGİZ dediğimiz çiçeğe dönüşür. Nergiz adı ve narsist sözcüğü bu öyküden türetilmiştir.
Bir ayna öyküsü Hindistan’dan. Çok eskilerden kalma ve bir çok gizemin açıklamasını içeren, bir kitap vardır Hindistan’da. Bunu işiten bir kitap ve bilgi tutkunu, kitabı bulmak için yollara koyulur ve bu uğurda yıllarını harcar. Bir gün bu kitabın ıssız dağların doruğundaki bir Hindu tapınağında olduğunu öğrenir. Oraya varır ve o kitabı görmek ve incelemek için büyük çabalarla izin alır. Hazine dairesinde süslü bir sandığın içinde olan büyük bir kitap, nefis bir cilt kapağına sahiptir. Kitabı alır ve sayfalarını ??lış ıa?lamaz,şbirdenşlemek için büybir heykel gibi dona kalır. Çünkü kitabın tüm sayfaları AYNA’dır. Aranan her bilgi ya da gizemin biz insanda olduğunun çarpıcı bir dersidir bu öykü.
Bir öykü de İranlı düşünür Feriduni Attar’ın Mantık-al Tayr adlı yapıtındaki Simurg öyküsüdür. Bir fabl öykü olan Simurg, kendilerine kral ya da başkan arayan kuşların, sonunda aradıklarının kendileri olduğu gerçeğini anlatır şu sözlerle. “ Siz buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz. Daha fazla, yahut daha eksik gelseydiniz o kadar görünürdünüz. Burası AYNA’dır. Sözün kısası bu makamda hepsi Simurg da gelip geçici oluyor. Artık ne yol kalıyor ne yolcu ne de kılavuz.
Öykülerden gerçeklere dönersek, çoğumuz aynaya bakıyor fakat göremiyoruz ya da görmek istemiyoruz. Çünkü insanın içi dışına yansır bir yerde. Yaş ilerledikçe aynadaki görüntümüzdeki o kırışıklıklara, torbalaşmış gözlere, ağarmış saçlara, boş ve şaşkınlık dolu yüze bakarız sadece. Görmek işimize gelmez. Fakat görmesini bilenler, olumsuzlukları düzeltmeye, yaşlılığın getirdiklerini de bilgece karşılamayı başarırlar.
İnsanın içi dışına yansır derler, fakat bazılarımız bunu büyük ustalıkla maskeler de. Yine karşımızdakinin yüzü bizim aynamızdır derler. O da yine aynanın kalitesi ve düzgünlüğüne bağlı. Çatlak, bombeli ya da çukur bir aynaya bakan, gerçek kendisini görebilir mi hiç?
Her sabah görerek aynaya bakarsak, Yaşamımızın neresinde olduğumuzu kavrar, dev aynasında kendimizi görme budalalığından kendimizi kurtarabiliriz.
Şair, yıllar yılı dost bildiği aynalar diyor, üzülür. Üzülmesin,gerçek dost acıyı ve gerçeği gösterir ve dile getirir...
Özkan ARAS 26 mayıs 2001