![]() |
![]()
Aşk konusunda söylenecek çok şeyler olmasına rağmen, çok ilginç bilimsel
araştırmalar bize ışık tutmaktır. Bu konuda " Aşkın Molekülleri
" FEROMONLAR " adlı bilimsel bir kitap ile Bilim Teknik derginin
"Tanımlaması güç bir duygu, AŞK ." adlı yazıyı , yorumsuz
olarak sizlere paylaşmak istiyorum.
Özkan Aras
AŞKIN
MOLEKÜLLERİ
FEROMONLAR
| TahsinUyar | HüseyinÖzdikmen | Şule Bulut |
İnsan
Denen Varlık
Günümüzden yaklaşık 1 milyon yıl önce de insanın ilk ataları
ortaya çıktı. Evrimleşme durmadı. Ama günümüz insanın ne zaman bu
duruma geldiği henüz tam olarak bilinmemektedir. Yalnız şu bir gerçek ki,
insan evrimin en yüksek basamağıdır. Doğal olarak bu bir insanın görüşüdür.
Acaba diğer canlılar da böyle mi düşünüyorlar?
Evrim, mevcut koşullar altında mükemmelleşmedir. Evrim kuramına göre,
evrime uğrayan bütün canlılar, doğa koşullarında en iyiye doğru
gitmektedir. Öyleyse en çok evrimleşmiş kabul edilen insan en mükemmel canlı
olmalıdır. Acaba öyle mi? Belki öyledir, ama bu doğa içinde değil, başka
bir doğada olabilir. Ya da her şey çığırından çıkabilir.
İnsan doğanın baş tüketicisidir. Diğer canlılardan farklı olarak
dengeli tüketim yapamaz. Tüketirken kendini doğanın tek sahibi olarak görür. Acımasızdır ve yıkıcıdır. Kendini diğer canlılardan
üstün görür. Doğayı acımasızca sömürür. Bu davranışıyla doğadan
kopuktur. Doğayı küçümser. Kendi hatalarının kurbanı olduğu zaman da doğaya
kızar ve hıncını yine doğadan alır. Kısacası " insan evrimin
bir yanlışı, doğanın bir
kusurudur". Evrim burada bir yanlış yapmıştır. Mükemmeli oluşturacağım
derken bir " kötü gen " ortaya çıkarmıştır.-
İnsanın
Doğaya Bir Yararı Var mı?
İnsan
" Örgütleyebilme ve düşünebilme yeteneğine sahip dünyalı bir varlıktır.
Bu özellikleriyle insan doğayı yönetmeye kalkışan tek türdür.
Ancak,
insan doğayı yönetirken kendi çıkarını ön plana almaktadır. Doğayı
kendi çiftliği gibi görmektedir. Diğer canlıların da kendi gibi bu dünyanın
sahipleri olduğunu göz ardı etmekten kaçınmamaktadır.
Yaşamın
Anlamı:
Yaşam, maddenin kendi türünü üretebilen bir biçimidir. Maddesel
varlıkların tüketim, büyüme ve üreme gibi belirli işlevsel etkinlikleri
yerine getirip, çevreye yanıt vermesi ve uyum göstermesi durumudur. En önemli
yaşam göstergelerinden biri organik moleküllerin dönüşerek ve belli bir düzen
içinde bir araya gelerek protoplazma,
hücre, organ ve canlıyı oluşturmasıdır. Yaşam, heterojen birimlerin örgütlenerek
kendini üretebildiği madde biçimidir. Bichak
"yaşam ölüme direnen fonksiyonların bütünüdür" Bergson
ise "yaşam, durmadan yeni biçimler, yeni türler yaratan bir hamledir.
Bunun için yaşamda gelişme (evrim) yaratıcılıktan başka bir şey değildir"
düşüncesini ileri sürer. Yaşamda süreklilik ve değişme ancak üreme ile
sağlanır.
Yaşamın en çarpıcı özelliklerinden biri ürümedir. Üremenin en
basit birimi ise tek bir hücrenin bölünerek iki hücre haline gelmesidir.
Canlının Evrimleşmesi:
Bütün canlı türleri kendilerine özgü birer yaşam çevrimine
sahiptirler. Çevre koşulları değiştikçe canlı ona uymak zorundadır. Uyum
sağlayabilen bölüm ise zamanla yeni türler oluşturabilir.
Canlıların Ortak Özellikleri:
Tek hücrelilerden en gelişmiş canlılar olan memelilere kader
bütün canlıların üç ortak özelliği vardır: Üreme, dış etkiye
tepki verme ve tüketme .
Ancak, kuşakların devamı için en önemli ortak özellik üremedir.Bu güç
canlı var olurken yapısına şifrelenmiştir. Sanki üreme canlılığın amacı
haline gelmiştir.
Üremenin Dayanılmaz Çekiciliği :
Üreme canlıların varlık nedenidir. Yaşamın amacıdır. Canlıların
kendi özelliklerini bir sonra ki kuşağa geçirme isteklerdir. Ölümsüz
olmalarının tek yoludur. "Her ne kadar zevk gibi yan dürtülerle süslenmişse
de üreme bir içgüdüdür". Canlının bütün davranışları üreme
temeline dayanır.
Haber
Taşıyan Moleküller:
Doğa bilimci Dr. Demirkol,
" 38 yıl önce üniversite birinci sınıfta öğrenci belgesi almak için
kuyruğa girmiştim. Birden arkama birinin geldiğini hissettim. İçim sevinçle
doldu. Her şey birdenbire gözüme daha aydınlık, daha sevimli göründü.
Kalbim daha hızlı akmaya başladı. Sanki artık yere basmıyordum. Döndüm
baktım. Arkamda bir kız vardı. Sanınım o da benden etkilenmişti. Gözlerinde
utangaç bir pırıltı, yanaklarında kırmızılık gördüm. Yine de beni dört
yıl peşinde koşturdu. Ama sonunda evlendik. Bence dünyanın en güzel kadının
o ". diyor. O ilk karşılaşmada hiçbir parfüm kokusu almadığını da
söylüyor. Etkileyen nedir? Sakın bu kızın feromonları olmasın? Neden başka
bir kızın değil de onun feromonları etkilemiştir? İşte feromonların gizi
bu soruların yanıtlarında saklıdır.
Mutlu bir evliliği olan adam bir partide bir kadınla karşılaşır ve
onunla birlikte olmayı hayal eder. Bu ani duygudan şaşkına dönmüştü.
" Bana ne oluyor! Der. Karımdan daha güzel değil, ama gözüme ve aklımı
ondan alamıyorum!
Bunlar bize, her gün karşılaştığımız kişilerle ilgili önemli
mesajlar veren kimyasal sinyallerin yani feromonların varlığını belirtir.
Feromonlar, kişileri itici bulmamızı ya da o kişilerle dostluk bağı
kurmamızı anında ateşleyen bileşiklerdir.
Feromonlar, siz farkında olmasanız bil, günün 24 saati vücudunuzdan
havaya yayılır. Bunların hedefi diğer insanlardır. Hedefe vardıklarında
mesajı oraya aktarırlar.
Bu durum feromonların bir çok gizinden biridir. Dr. Kodis'e göre
feromonlar "mantığı atlayarak beynin duyu merkezini etkilerler".
Pek çoğumuz bir toplum içinde yaşarız, duygu ve davranışlarımızı
kontrol etmeye çalışırız. Fakat feromonların etkileri böyle bir kontrolün
her zaman mümkün olmadığını gösterir.
İngiltere'de " Oxford'u ziyaret eden bir kadın, nehir kenarında
durmuş etrafı seyrederken, bir grup genç erkek öğrenci yanında yürüyerek
geçer. Onlar geçtikten sonra, kadın ani ve önlenemez bir duyguyla, bu gençlerden
birinin yıllar önce doğumundan birkaç saat sonra evlatlık verdiği oğlu
olduğunu söyler. Daha sonraları genç adam da, orada duran yabancı kadının
annesi olduğuna dair bir hisse kapıldığını anlatacaktır. Yanında geçerken
beyninde " O benim annem! " düşüncesi doğmuştur".
Döl yatağının ıslak ve ılık ortamında yatan fötus annesi ile,
feromon denen kimyasal bileşikler yoluyla iletişim kurar. Bu kimyasal bağ doğumdan
sonra da kopmaz ve anne bebeğini yalnız kokusundan değil feromonundan da tanır.
Bu kimyasal bağ annenin doğumdan hemen sonra ayrıldığı bebeğini yıllar
sonra tanımasını sağlayacak kadar güçlü olabilir mi?
Biz insanız. Bu nedenle, kimyasal dürtülerce yönetildiğimizin ima
edilmesi bizi tedirgin eder. Fakat bilim insanları bu kendimizi kontrol çabamızın
bu olduğunu keşfetmişlerdir.
Feromonun Geçmişi
İnsan feromonu konusu bilim dünyası için nispeten yeni olmakla
birlikte, insanlar yüzyıllardır kendileri ile diğer kişiler arasında, beş
duyu algılarıyla kolayca ve tam olarak açıklanamayan bir şeylerin olduğundan
kuşkulanmışlardır. Halk arasında ve bilimsel çevrelerde insan ilişkileri
ile ilgili böyle öyküler vardır. Bu öyküler sanki feromon iletişimi ile açıklanabilin
görünmektedir.
Günümüz toplumu, Shakspeare zamanında doruğa ulasan uygulamayı
belki de daha kabul edecektir. O zamanlar kadınların elma kabuğunu
koltukaltlarına yerleştirmeleri oldukça yaygın bir davranıştı. Meyve kadının
terini soğurduktan sonra, kadın özel olarak hazırlanmış ve " aşk
elmasını " sevdiği bir erkeğe sunardı. Erkek bu elma kabuğunu kokar
ve elmanın kokusunu ( feromonu )
severse, yakın dostluk başlar. " Havva'nın elmasında da feromon var mıydı?
Yeni Bir Bilim Doğuyor
Feromonların öyküsü 1950'erde başlar. Peter Karlson ve Martin Lüscher
adlı bilim adamları gözle görülemeyen kimyasal iletişim araçlarına
feromon adını verirler ( Yunanca iki kelimeden; pherein = ben taşırım ve
hormon= uyarıcıdan türetilen pheromon = ben heyecan taşırım ). Feromonların
yalnızca hayvanların ( özellikle böceklerin
) amacına hizmet ettiği düşünüldü. Kısacası, Feromonlar,
"haydi aşk yapalım"dan, "yaşama alanımı
savunurum"a kadar birçok davranışı tetiklemektedir.
Hayvanların davranışlarında feromonun etkisi anlaşıldıkça, bazı
bilginler insanların da feromonlala iletişim kurup kurmadıklarını merak
etmeye başladılar.
Aşk ve şehvetin yaratıcıları ferononlar mı? İki kişi arasındaki
kimyasal büyüyü feromonlar mı yönetir?
Bilim adamları bu konularda alıştıkça, insanlar arasındaki ilişkilerde
feromonların etkileri yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Bu bilinçsiz iletişim
bizi seven birini terslerken, yeni bir arkadaşlığı başlatırken, önerilen
bir işi geri çevirirken ya da
biriyle tutkulu bir aşka düşerken bizi etkilen öneriler bir işi geri çevirirken
ya da biriyle tutkulu bir aşka düşerken bizi etkilemektedir.
Feromonlarla ilgili bilgi kendi davranışlarınızı daha iyi anlamanızı
sağlayabilir. Örneğin, karşılaştığınız birinden hemen hoşlanabilirsiniz
. Olası ki, onun feromonları size " biz benzer alışkanlıklara ve değerlere
sahibiz . Bu nedenle birbirimize uygunuz " demektedir.
Burada belirtmeliyiz ki, feromonlar insan ilişkilerinde tek etmen değildir.
Ama aynı kişi size yaklaştığında, onun hakkındaki izleniminiz feromonlar
tarafından büyük oranda etkilenir.
Bugün açıklama tam olarak yapılmamış da olsa, dittikçe artan sayıda
birim adamı feromonların insan ilişkilerini açıklayabileceğini düşünüyor.
Feromonlar, diğer duyu organlarımızın algıları ile birlikte iyi ile kötüyü,
istenenle istenmeyeni, hoşlanma ile hoşlanmamayı ayırt etmemizde beze yardımcı
olmaktadır. Bir şeyin " içe doğması " dediğimiz olayda dunların
etkisini yadsımak mümkün değildir.
Hayvanların ( özellikle böceklerin ), kendilerine ne yapmaları
gerektiğini söyleyen kimyasal işaretler üzerinde hiçbir kontrolleri olmadığı
çoktan beri bilinmektedir. Yapılan son araştırmalar insanların da feromonal
mesajlar verdiğini ve bu mesajların doğrudan ilkel beynimize gittiğini göstermektedir..
Feromonlar deri yoluyla yayılmaktadır. En çok çıktıkları bölgeler
kasık, koltukaltları, meme başı çevresi ve gariptir ki, burun delikleri
arasındaki deri ve üst dudaktır. Bu durum insanların neden birbirlerini öpmekten
zevk aldıklarını açıklayabilir.( 23. s. )
Hayvanları Feromonlar mı Yönetir ?
İnsanlar
özellikle kadınlar, seksüel ilişkiden önce kur yapılmasını ya da
romantik bir ortam isterler. Oysa hayvanların yaşamlarında romantizme yer
yoktur. Ama bir çok hayvan kur yapmasını bilir ve uygular.
Hayvanların
haberleşmenin ana maddesi feromonlardır. "Bir erkek gece kelebeğinin 8
km uzaktaki bir dişisini birkaç saat içinde bulabilmesi ışık ya da sesle
olabilir miydi ? İşte burada feromonlar devredeydi".
Altıncı
Duyu.
Altıncı
duyumuz bir feomonu saptadığında ne olur? Bu duyu organı burnumuz iç tarafında
bulunduğu halde feromonlar koku vermez. Diğer beş duyu organının beynimizde
oluşturduğu kesin sonucu doğurmaz. Koku alma duyumuz bir kokunun güzel olduğunu,
derimiz dokunduğumuz şeyin yumuşaklığını, kulağımız
çalıya yağan yağmurun sesini, gözümüz gülün pembe rengini, tat
duyumuz limonun ekşiliğini bildirir. Bunları bir bilinçli olarak algılar.
Oysa altıncı duyumuzun algıladığı feromonlar bilinçaltını etkiler.
Altıncı
duyumuz tarafından beynimize iletilen bilgiler, diğer beş duyumuzun sağlayamadığı
bilgilerdir. Eğer birine aşık olduğunuz kişinin size uygun olduğunu,
sizinle aynı inanç ve değerleri taşıdığını düşünebilirsiniz. Bu doğru
olabilirdi. Ama asıl gerçek, altıncı duyumuzun bir marifetidir.
İnsanlarda
Aşk
Aşk,
insan gibi vahşi bir yaratığın en olumlu, en naif özelliklerinden biri sayılabilir.
Aşk uğruna, insanlar ne büyük acılar çekip ne büyük mutluluklar yaşadılar.
İnsanlar arasında aşkın her dönemde değişik boyutları oldu, ancak değişmeyen
bir yanı da vardı: Delicesine sevmekti aşk. ( Oral Çarışlar)
Beyinde
Neler Oluyor?
İnsan
duyu organlarını ilk kez dokunma, işitme, görme, tatma ve koklama diye beş
sınıfa ayıranlar eski Yunanlılardır. Altıncı duyu o zamanlar
bilinmemekteydi. Bu duyuya bazıları ( feromon duyusu ) adını vermektedir.
Feromon duyu organı, havadaki moleküller yardımıyla insanlar arasında bilinçaltı
bir iletişim sağlayan kimyasal haberleşme sistemi olarak tanımlanabilir. Gözle
görülemeyen kokusuz feromon molekülü hava yoluyla insan burnuna girdiğinde,
vomeronasal organa gelir. Feromonu alan VNO hemen beyindeki hipotalamusa bir
sinyal gönderir.
Beyin
bütün duyuların işlendiği bir merkez olmakla birlikte, feromon duyusu
beynin en eski bölgesi olan hipotalamus ile doğrudan bağlar olan bir durudur.
Hipotalamus bilinç gelişmeden önce vardı ve şimdiki boyutlarımı almıştı.
Bu yüzden hipotalamusa primitip ( ilkel) beyin de denir.
Buna
çoğu kez " ilk izlenim " adı verilmektedir. Eğer hem kadının,
hem de erkeğin ilk izlenimleri olumlu ise, duyguları konuşmanın ilerlemesini
teşvik edecek ve belki de karşılıkla ilgi duyacaklardır. Erkek ve kadın
birbirlerini daha iyi tanımayı isteyeceklerdir.
İlişkileri
arttıkça diğer duygular işe daha çok karışmaya başlayacaktır. Erkek,
kadın feromonundan hoşlanmıştır. Ancak zamanla örneğin giyiniş biçimine,
başka bir deyişle kendi gözlerinin algıladıklarına önem vermeye başlayacaktır.
Erkeğin feromonundan hoşlanan kadın, söz gelişi, erkeğin ses
tonundan hoşlanmayabilecektir. Bu etki kulakları yoluyla alınan sesten ileri
gelecektir. Böylece ileri ilişkiler için karşılıklı hoşlanma artık
devam etmeyecektir.
Görüldüğü
gibi feromonlar ve altıncı duyu bir ilişkinin ya da arkadaşlığın sürmesini
garanti etmemektedir. Çünkü zamanla araya başka duyu organları da
girmektedir. Öyleyse feromonlar ilk tanışmalarda hoşlanma ya da hoşlanmama
uygusunu yaratmaktadır.
Bununla birlikte, bazı çiftlerin birbirlerini görür görmez,
hemen aşık olduklarına dair öyküler vardır. İlk görüşte aşk ya da yıldırım
aşkı diyebileceğimiz böyle durumlarda, feromonların uyuşması yanında diğer
duyuların da olumlu görüş bildirdiğine inanıyoruz . Bir kişinin beğenilmesinde
bütün duyu organlarımızın etkisi vardır.
Kokulu
T-şört Olayı
Bu
çalışma İsviçre'de Bern Üniversetesi'nden zoolog Dr.Claus Wedekind'in bir
çalışması ile ilgilidir. Wedekind 44 erkeğin giydiği giysilerin kukularına
karşı, 49 gönüllü kadının tepkisini. Her bir erkek, T-şörtlerini üst
üste iki gece giymişler, bu süre içinde deodorantlar, kolonyalar, kokulu
sabunlar ve losyonlar, baharatlı yiyecekler ( ter kokusunu etkileyen çemen
gibi ) alkol ve seksten uzak durmuşlardır. Bundan sonra, T-şörtlerini araştırma
için bilimin hizmetine sunmuşlardır.
Seçilen
kadınların kepsi ay başı devrelerinin ortasındadır. Bu devrede kadınların
koku alma yeteneği en fazladır ( Bazıları koku alma duyusunun 100 kat arttığını
söylemektedir). Kadınların burunlarına deneyden iki hafta önce özel bir
sprey sıkılarak burun duvarlarının duyarlı mukozaları kaplanmış ve dış
etkilerden korunmuştur. Böylece bunların koklama yetenekleri hiçbir dış
etki ya da yaralanmadan dolayı azalmamıştır.
Wedekind
her bir terli T-şörtü, yan tarafından bir delik açtığı kutuyu yerleştirerek,
kadınlardan bunları " kokunun yoğunluğu, hoş kokulu ve seksi olmasına
" göre sınıflandırmalarını istemiştir.
Deneyin
sonucu oldukça şaşırtıcıdır. Kadınlar en çok bağışıklık sistemi
genleri, kendilerininkinden en farklı erkeklerin T-şört kokuları tarafından
çekilmektedir. Bunu anlamı, kadınlar eş seçmek için bilinçaltında erkeğin
bağışıklık sistemini " koklamaktadırlar ". Böylece, kendisinden
en farklı bağışıklık sistemine sahip olan erkeği eş olarak tercih ederek
( O erkeğin kokusu en çekici olacaktır ).
Darwin'ci
görüşe göre, farklı gen düzenine sahip kişinin daha çekici olması doğacak
bebeğin daha geniş bir bağışıklık sistemi taşımasına neden olur. Böyle
çapraz çiftleşmeden doğan nesil hastalıklara karşı daha dayanıklı
olacaktır. Genel görüş bir kadının eş seçiminde kişilik, eğitim, sülale
ve ilerleme isteği gibi etkenlerin başlıca etkenler olduğunu belirtmekle
birlikte, Wedekind'in çalışması, kasının eş seçiminde daha çok erkeğin
kokusundan etkilenebileceğini göstermektedir.
T-şört
deneyinin feromonlarla ilişkisi nedir? Bu deney feromonlarla eş seçme arasında
yakın bir ilişkinin varlığını göstermektedir. Bağışıklık sistemi
genleri feromon üreten genlerle yakın akrabadırlar aynı kromozomda
bulunurlar. Bağışıklık sistemi genleri ile kişinin ayırt edeci vücut
kokusu, dolayısı ile feromon yapısı arasındaki bağlantıyı 1974'de ilk
kez biyolog Lewis Thomas ileri sürmüştür. Ona göre, kişilerin feromon yapıları
imzaları gibidir ve aynı zamanda bireylerin bağışıklık sistemleri genetik
şifrelerinin " parmak izidir.
Dişilerin
evlenmek için, bağışıklık sistemi genleri benzer olmayan erkekler tarafından
çekilmesi olayı ilim dünyası için yeni değildir. Laboratuar sıçanları
ile yapılan deneylerde bu durum kanıtlanmıştır. Ama insan dişilerinin de zıt
genleri yeğlemesi, ürememiz üzerine feromonların etkilerine ışık
tutmaktadır. Bir kadın yıkanmamış bir T-şörtü diğerine tercih ettiği
zaman, kendi genlerine açık bir mesaj göndererek, bunlardan birini çocuklarının
babası olarak görmek istediğini belirtmektedir. Kadın ayrıca erkeğin
feromon ve vücut kokusunu sevip sevmediğini de ilan etmektedir. Alınan koku
ya da fromon olumsuz isi kadının çekip gitmesi hemen hemen garantidir.
"112 s."
Seksi
Koltukaltı
Koltukaltı,
feromon üreten apokrin salgı bezleri bakımından zengin olması nedeniyle
seks, aşk ve feromonu ile iletişim ve insan seksüalitesi arasındaki bağ,
bilimcilerin dikkatini çekmiş ve feromonların fizyolojik etkilerinin neler
olabileceği araştırılmaya başlanmıştır.
Winnifred
Cutler, Aşk Çemberleri adlı kitabında " Bir erkekle sık sık cinsel
ilişki kurmak, kadınların doğurganlık devrelerini uzatıyor gibi görünmektedir"
demektedir . Bunun nedenini uzun süre araştıran Cutler sonunda erkek
feromonlarının varlığına ulaşmıştır.
Erkek
feromonlarının dişilerde aybaşı devrelerini etkilediği daha önce yapılan
hayvan deneylerinden biliniyor.
Beş
duyumuzun algılamaları bilinçlidir. Bir şey işittiğimizi, bir şey tattığımızı,
bir şeye dokunduğumuzu biliriz. Ama feromonlar bilinçaltımızı etkiler.
Feromonları algıladığımızı fark edemeyiz.
Feromonu
algıladığımızı fark etmememizi fark etmememizi karşın, varlığından kuşku
duymuyoruz. İki kişi arasındaki uyum dış faktörlerin etkisinde
kalabiliyorsa da temel etken feromonlardır. 119.S.
Seks,
Aşk ve Şehvette Feromonların Yardımcıları ve Çikolata Olayı.
Feromonların,
kadın ve erkek vücutlarında güçlü etkileri olduğunu biliyoruz. Bir kadının
doğurganlık devresi bir erkeğin koltukaltında bulunan feromonlar ve
kokulardan en uygun eşin seçiminde bize yardımcı olur. Fakat bütün bu işleri
feromonların kendileri kotarmaz. Biriyle karşılaşır ve aşka düşer ya da
onu arzularsak vücudumuz feromonların beynimize gönderdiği sinyallere göre
otomatikman harekete geçer.
Feniletilamin ( PEA ):
Aşk
düştüğümüz zaman beynimiz yüksek miktarda feniletilamin üretmeye başlar.
Bu amfetamin benzeri molekül bizi iyimser ve kendimizi iyi hissederiz. Kan basıncımız
artar, kalbimiz hızlanır. İşte karasevdanın başlangıcındaki uçuk
halimiz, vücut kimyamızı, özellikle de PEA' ya dayanır. PEA, gerçek bir
insan aşk ilacıdır.
Oksitosin:
Oksitosin,
sevdiğimiz biri bize dokunduğunda ya da biz ona dokunduğumuzda kimyasal bir
tepkime başlatan bir moleküldür. Hipofiz bezi tarafından salgılanır. Ayrıca
emzirme sırasında süt akımını etkiler.
Oksitosin
olmasaydı, çocuklarımıza, eşlerimizi ve sevgililerimize karşı duyduğumuz
yoğun duyguya sahip olamayacaktır. Sevgilinin dokunması da kana oksitosin
verilmesini sağlar. Seksüel ilişki vücudun oksitosin üretimini hızlandırır.
Testosteron:
Testosteron
başlıca erkeklik hormonudur. Erkeği " erkek " yapar. Kadınlar
da testosteron üretirler, ama miktarı daha azdır.
Erkeklerde
testosteron başlıca testislerde ve böbrek üstü bezlerinde üretilir. Kadınlarda
yumurtalıklarda ve yine böbrek üstü bezlerinde üretilir ve genital organların
ve meme uçlarının dokunulmaktan hoşlanmasını sağlar. Bir araştırmaya göre
testosteron erkek uyarı ( saldırganlar ) hormonu olarak sahip olduğu üne layık
olmayabilir .
Testosteron,
özellikle erkeklerin seksüel davranışlarında önemli bir yer tutar. Cinsel,
seks yapma güdüsünü ve sperm üretimini sağlayan hormon budur.
Östrojen
:
Östrojen
bildiğimiz dişilik hormonudur. Başlıca yumurtalıkta üretilir ve kadınların
ikincil seks karakterlerinden sorumludur. Kadının duygusal yapısını ve vücudundaki
hatlarını sağlar. Östrojen bir kadının seksüel olgunluğa erişmesini sağlar.
Bunu nasıl yapar? Kadına özel vücut kokusu verir, vajinaya kaygan hale
getirir, deriye yumuşaklık verir. Kısacası östrojen kadınların dişi
gibi hissetmesi ve dişi gibi kokması yanında seks ilgilerini ve çiftleşme güdülerini
de artırır.
Öpüşmenin
Gizi
Bazı teorilere göre öpüşme eskiden, yabacıları tanımak için başvurduğumuz
" koklama " isteğimizin evrimleşmiş halidir. Zira hayvanlar bu yola
hala başvururlar. Acaba Eskimoların birbirlerini burunlarını sürterek
selamlamalarının nedeni bu mudur? Hayvanlar zamanlarının büyük bir kısmını
çevreyi koklamakla geçirirler . Böylece bol miktarda koku ve feromon alırlar.
Araştırmacılar sık sık öpüşen çiftlerin, öpüşmeyenlere göre
daha güçlü bir ilişkiye ve daha düzenli bir seks yaşamına sahip olduklarını
saptamışlardır. Öpüşme, emniyet ve mutluluk duygusunu ve karşılıklı
sevgiyi güçlendirir.
Aşık olmak sihirli bir içki içmek gibidir. Kendinizi daha genç, daha
yaşam dolu, daha istekli ve çekici hissedersiniz. Feromonlarınız sizin aşka
ilginizi belirtir. Birinin aşka hazır olup olmadığını söyler. İlişkinin
yatak odasında mı sonlanacağını yoksa anılarınızın uzak bir köşesine
mi iteleneceğini belirtir.
Aşk
ve şehvette feromonların oynadıkları rolü biliyoruz. Ancak şunu da
biliyoruz ki birini sevmememizde fermonlar tek belirleyici değildir. Birini çekici
bulmaya başladığınız zaman, onu eş olarak seçmede birçok kritere başvurursunuz
. Bunlardan birisi kişinin fiziksel görünüşüdür ( simetrisidir ). Sırf
esi ahenkli ya da kirpikleri uzun olduğu için kanımızı kaynatan insanlar
var. İnsan ilişkilerinde feromonlar etkiliyse, ilk izlenimde etkilidir ilişkinin
devamı için başka şeyler gerekir.
Özkan
Aras 2003
![]()