![]() |
AŞK
TANIMLAMASI GÜÇ BİR DUYGU
Aslı
Zülâl
"Aşk, biz insanların yaşadığı en karmaşık, açıklaması en
güç deneyimlerden biri. Aşkın tanımı kültürden kültüre, kişiden kişiye
farklılık gösterse de, bilim adamları aşkın, onu insanlar özgü bir
deneyim haline getiren yönlerini ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. İnsanların
birbirine yakınlaştıran bireysel ve toplumsal özelliklerden evrimsel geçmişimize
ve kimyasallarla iletişime kadar, aşkı farklı açılardan inceleyen araştırmalar,
insanoğlunun kendi kendini keşfetme çabasının birer parçası aslında...."
"Aşk"
sözü, farklı insanlar için farklı anlamlara olsa da, çoğumuzun en iyi ve
en kötü anıları hep aşkla ilgilidir. İnsanların kişisel dünyasından önemli
bir yer tuttuğu için olsa gerek, çağlar boyunca insanların ortak
eserlerinde de aşkın yeri büyük olmuş; sanatçılar, düşünürler aşkı
tanımlamaya, anlamlandırmaya, başkalarına anlatmaya çalışmışlar.
Geçtiğimiz yüzyılda, bilim adamları da aşkı anlamaya çalışanlar
kervanına katıldılar. Nasıl ve neden aşk oluruz, kimlere aşk oluruz
sorularının yanıtını bulmak elbette kolay değil. Kimi yazarlar, insanların
yalnızlık duygusunu yenmek için aşık olduğunu söylemişler. Örneğin,
psikanalist Erich Fromm, başka bir insanla birleşme duygusunun, insanoğlunun
en önemli gereksinimlerinden biri olduğunu söyler. Kimilerine göreyse, aşkı
yalnızlık hastalığının çaresi olarak görmek yerine, insanların
toplumsal ilişkilerinin tamamlayıcı bir öğesi olarak görmek daha doğru.
İnsanoğlunun en karmaşık deneyimlerinden biri, karmaşık bir duygu, düşünce
ve davranışlar bütünü olan aşk, günümüzde çeşitli bir çok araştırmaya
konu oluyor. Aşk üzerinde en çok araştırma yapanlarsa elbette psikologlar.
Psikologların araştırma alanlarından biri, insanların
eş seçiminde rol oynayan etmenler: Kim, kime, niçin aşık oluyor?
Neden herhangi birine değil de, özellikle "A " kişisine aşık
olunuyor? Kimlere ve neden aşık olunduğunun eksiksiz bir açıklaması yapılamasa
da, psikologlar, bir insanın bir başkasına yakınlaşmasında önemli bazı
etkenleri ortaya çıkarmışlar.
Aşkın Kimyası
Bilim adamları , birçok konuda olduğu gibi, aşkı anlamak için de
hayvanlar dünyasına bakmayı ihmal etmiyorlar.Hayvanların aşk yaşamında
feromonlar büyük önem taşır. Bunlar, özel bezlerce salgılanan ya da idrar
gibi beden sıvılarında bulunan kimyasal maddelerdir. Hayvanlar, kendi türlerinin
öteki bireyleriyle feromonlar sayesinde haberleşir:
Feromonlarla kokuların birçok ortak yönü vardır. Her ikisi de
havayla yolculuk yapan kimyasallardır. Ancak feromonlar, koku duyusunun keşfedemeyeceği
kadar düşük konsantrasyonlarda işe yarayabilirler.
Günümüzde, insanların kimyasal sinyallerle bilinç dışı iletişim
kurduklarına ilişkin merak uyandırıcı bulgular var. Yakın geçmişte
insanların da feromon ürettikleri ve feromonlar yoluyla hareleştikleri
haberi, bilim adamlarının ve kamuoyunun büyük ilgisini çekmişti. Ancak, bu
tür mesajların insanlar üzerindeki etkileri henüz açıklığa kavuşmuş değil.
İnsanlarda feromonların bulunup bulunmadığı konusunda araştırmalar
yapan Martha McClintock, bundan 30 yıl kadar önce, üniversitede oda arkadaşı
olan kızların adet dönemlerinin bir süre sonra birbirlerine yaklaştığını
göstermişti. Bu araştırma, birbirine yakın olmanın ve ilişkinin, beyinde
yumurtlama döngüsünün belirlemesinde sorumlu biyolojik saatin ayarını değiştirebileceğini
gözler önüne sermişti. Bu ayarlamanın nedeni tam olarak bilinmese de, bazı
araştırmacılar bu durumun, insanlarda feromonların varlığına işaret ettiğini
düşünüyorlar. McClintock, 1998 yılında yaptığı yeni bir araştırmada
da, yumurtlama sürecinin farklı dönemlerinde koltukaltlarından alınmış
kokusuz kimyasalların, bunlara maruz kalan kadınların yumurtlama döngülerinin
zamanlamasını değiştirebileceğini ve bunun bilinçli bir biçimde yapılmadığını
gösterdi.
Havayla yolculuk yapan kimyasalların insanların eş seçme davranışları
üzerinde etkili olduğunu gösteren araştırmalar da var. Bu araştırmaların
en ilginçlerinden biri, İsveçli bilim adamı Klaus Wedekind'e ait. Wedekind,
44 erkeğe birer tişört vererek bunları iki gece boyunca giymelerini istemiş.
Erkekler bu süre boyunca kokusuz sabunlarla yıkanıp kokusuz kozmetik ürünleri
kullanmışlar. Wedekind bu araştırmada, farelerle yapılmış bir araştırmanın
insanlarda da geçerli olup olmayacağını görmek istiyormuş. Daha önceki
deneylerde farelerin, kendilerininkilerde farklı bağışıklık sistemi
genlerine sahip bireylerle çiftleşmeyi tercih ettikleri görülmüş. Kısaca
MHC ( major histocompability complex ) dalı verilen bu genler, bedenin yabancı
hücreleri tespit edip yok etmesine yarayan kimyasalların üretilmesinde rol
oynar.Genellikle, anne babanın MHC genleri birbirinden ne kadar farklıysa, çocuklarının
bağışlılık sisteminin de o kadar iyi olacağı düşünülür. Wedekind,
giyilmiş tişörtleri kutulara koyarak araştırmaya katılan 49 kadına bunları
koklatmış ve tişörtlerin sahiplerinin, kendileri için ne kadar çekici olduğunu
değerlendirmelerini istemiş. Kadınların her birine 7'ser kutu koklatılmış.
Kutuların üçünde, bağışıklık sistemi genleri kadınlarınkine çok
benzer olan erkeklerin giydiği tişörtler varmış; kutuların üçündeyse,
MHC genleri kendilerininkilerden farklı erkeklerin giydiği tişörtler. Yedinci kutuyaysa kontrol koşulu
yaratmak için daha önceden hiç giyilmemiş bir tişört koyulmuş. Kadınlar,
araştırmacıların önceden tahmin ettikleri gibi davranmışlar ve bağışıklık
sistemi genleri kendilerininkilere benzemeyen erkeklerin kokusunu tercih etmişler.
Birçoğu da, MHC genleri kendilerininkilere benzeyen erkeklerin tişörtlerinin,
babalarını ya da erkek kardeşlerini anımsattığını; MHC genleri
kendilerininkilerden farklı erkeklerin tişörtlerininse eski ya da şimdiki
erkek arkadaşları gibi koktuğunu söylemişler.
Wedekind'in araştırmalarını yönlendiren çalışmalardan biri, dişi
farelerin hamile kaldıklarında MHC'yle ilgili tercihlerinin gözlenmesi olmuş.
Hamile farelerin, MHC genleri kendilerininkilere benzeyen,büyük olasılıkla
kendileriyle yakın akraba olan fareleri ettikleri görülmüş. Werekind'in araştırmasına
katılan kadınların da küçük bir bölümünün, bağışıklık sistemi
genleri kendilerininkilere benzer erkeklerin tişörtlerini tercih ettikleri görülmüş.
Bu kadınların doğum kontrol hapı kullandıklarını göz önene alan
Wedekind, hapların östrojen düzeyini yükselterek hamileliğe benzer bir etki
yaptığını düşünüyor. Bu doğruysa, doğum kontrol hapı kullanan kadınlar,
kimyasal nedenlerle yanılgıya düşme riskinde olabilirler. Ancak Wedekind'in
bulgularının feromonların etkisini mi yoksa kokların etkisini mi gösterdiği
kesin değir. Kesin olan şeyse, kadınlarla erkekler arasında kimyasal açıdan
" bir şeylerin " geçtiği. Wedekind'in araştırması, akla başka
sorular da getiriyor. Örneğin erkekler de, bağışıklık sistemi genleri
kendilerininkilerden farklı kadınları mı tercih ediyorlar? Feromonlar,
gelecekteki en heyecan verici araştırmaların konusunu oluşturacağa
benziyor.
CAZİBE DEDİKLERİ....
Güzelliğin bakanın gözünde olduğu söylenir. Acaba gerçekten öyle
mi, yoksa güzellik konusunda insanların kullandığı bazı ölçütler var mı?
Birçok bilim adamı, feromonların yanı sıra beden biçiminin, özellikle de
simetrinin, sağlık konusunda bilinç dışı bir mesaj vererek, bir kadınla
bir erkek arasındaki ilk çekimi oluşturduğunu düşünüyor. Bu kurama göre
asimetrik bedensel özellikler, altında yatan kalıtımsal sorunlara ilişkin
ipucu olarak kullanılıyor. Özellikle erkeklerin, simetrik sahip kadınları
daha çekici gösteren birçok araştırma var.
DIŞ GÖRÜNÜŞE VERİLEN
ÖNEM
Çeşitli araştırmalar, dış görünüşler açısından çekici olan,
arkadaş ve sevgili bulma açısından diğer insanlara göre çok daha olduklarını
gösteriyor. Dış güzelliğe verilen önem açısından kadınlarla erkekler
arasında bir farklılık var mı dersiniz?
Bir araştırmada, dünyanın farklı bölgelerinden, 37 ülkeden
insanlardan, eş olarak seçecekleri kişide bulunmasını istedikleri ve önemli
gördükleri özellikleri sıralamaları istenmiş. Katılımcılara , bağlılık,
iyi görünüm, yaş, iyi bir kazanç, zekâ, toplumsallık ve bekaret gibi özelliklerin
ne kadar önemli olduğu sorulmuş. Araştırmaya katılan erkeklerin hepsinin
de, eş seçiminde ve dış görünüşün çekiciliğine kadınlardan daha çok
önem verdikleri verdikler ortaya çıkmış.
Erkeklerin gençlik ve güzelliğe verdikleri öneme karşın, araştırmadaki
kadınların eşlerinde aradıkları en önemli özelliklerse, yaşça
kendilerinden biraz daha büyük olması, gelirinin yüksek olması ve bağlılık.
Tabii bu, fiziksel çekiciliğin araştırmaya katılan kadınlar açısından
önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Kadınlar bu özellikleri de önemli
buluyorlar; ancak, iyi bir kazanç ve bağlılık kadar değil.
Erkeklerin gençlik ve güzelliğe verdikleri öneme karşın, araştırmadaki
kadınların eşlerinde aradıkları en önemli özelliklerse, yaşça
kendilerinden biraz daha büyük olması, gelirinin yüksek olması ve bağlılık.
Tabii bu, fiziksel çekiciliğin araştırmaya katılan kadınlar açısından
önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Kadınlar bu özellikleri de önemli
buluyorlar; ancak, iyi bir kazanç ve bağlılık kadar değir.
Evrim, tıpkı başka hayvanlarda olduğu gibi, insanlarda da eş seçimine
bazı ölçütler getiriyor. Örneğin erkekler, genç ve güzel görünümlü
kadınları daha çekici buluyor, çünkü bu özellikler, kadının sağlıklı
olduğu ve üreyebileceği konusunda birer ipucu salında Parlak saçlar, yumuşak
bir ten gibi özellikler, alında güzel göründüğü kadar sağlığın da
habercisi olabilir. Buss'a göre, kadınların kendilerinden yaşça daha büyük
ve kariyer sahibi erkekleri çekici bulmasının
nedeni de, bu erkeklerin çocuklarına iyi bir yaşam ve güvence sağlayabilecek
olması. Gençlik ve çekicilik gibi özelliklerin kadınlar için daha az önem
taşımasını da, erkeklerin üreme yıllarının kadınlarınkinden çok daha
ileri yaşlara kadar uzanabilmesi olarak açıklıyor.
Kimi araştırmacılara göre de, aşina yüzlerin bizlere çekici
gelmesinin nedeni, tanımadığımız şeylerin tehlikeli olabileceği düşüncesiyle
tercihlerimize genellikle tanıdık, bildik şeylerden yana kullanmamız. Aslında
aşinalık, daha önce söz ettiğimiz, sık karşılaşmak, benzerlik ve karşılıklı
hoşlanma gibi, kavramların da altında yatıyor.
Özetle, evrimsel psikologlar, insanlarda eş seçimine ilişkin davranışların,
üreme başarısını artıracak bir biçimde evrimleşmiş olduğu görüşünü
savunuyorlar. Buna göre çocuk sahibi olma konusunda farklı rollere oldukları
için erkeklerle kadınların eş seçimindeki tercihleri ve stratejileri de
birbirlerinden farklı. Dişiler için üreme, hem zaman hem de enerji ve çaba
açısından " masraflı " dır; bu nedenle de ne zaman ve kimi eş
olarak seçecekleri konusundan erkeklere göre daha şok dikkat ederler. Bu açıdan
bakılınca eş bulma ve üreme, erkekler için daha az şeye mal olur.
AŞKI " SÜRDÜREBİLMEK "
İlişkileri anlamanın yollarından bir başka yolu, geçirilen aşamaları
anlamak olduğu için, psikologlar bu aşamaları ortaya çıkarmaya çalışmışlar.
Psikologlar, uzun süreli beraberliklerin içeriğini, kendi kendini, kabul
etme, eşlerin birbirlerini takdir etmeleri, bağlılık, iyi iletişim, gerçekçi
beklentiler, ortak ilgi alanları ve çatışmalarla verimli bir biçimde yüzleşebilmek
olarak özetliyorlar. Bu özelliklerin hiçbiri durağan değildir; zamanla değişir,
evrimleşerek birbirlerini etkilerler. Belki de aşk, yakalamak için peşinde
koşulacak, pembe düşlerden oluşan bir şey değil, kişinin kendisini ve karşısındakini
tanımasıyla, zamanla olgunlaşan bir yaşama bakış biçimidir.
Özkan
Aras